Birçoklarının aksine ben Cengiz Aytmatov'un Nobel edebiyat ödülünü alamamış olmasının bir şans olduğunu düşünüyorum. Zira bu kadar amacından, kuruluş felsefesinden uzaklaştırılan, adeta işportaya düşürülen, saygınlığını kaybeden bir ödül elbette ki Aytmatov gibi bir yazara yakışmayacaktı. Zira Aytmatov 'onlardan' biri değildi. O milletine ve onu yaratan değerlere inanmış bir yazardı. Mankurt'u yazan bir kalemin 'Mankurt' olmasını nasıl bekleyebiliriz?
Devrimin ilk yıllarından başlayarak rejime sıkı sıkıya bağlı gençliği temsil eden komsomol, zaman içerisinde Sovyet yüksek idealini temsil edecek olan Homo Sovieticus'lara dönüşecekti. Bunda başarılı olunamadı. Ardından yazarın Kırgız kültür mirası içinden bulup çıkardığı bilincini yitirmiş adam modeli olan Mankurt ve onun sistematize olmuş şekli Mankurtizasyon yürürlüğe kondu. Genetik miras bu çabayı da boşa çıkardı. Böylece rûhen ve maddeten rejimin kendi mamûlü olan devrimci tipi, yani annesi ve babası anonim insanlar, X Fert'ler üretildi.
Devleti bir soba, insanı da onun yakıtı olarak gören totaliter bir rejimde nice tehlikelerden geçerek insanî değerleri öne çıkaran eserlere imza atan Aytmatov'da temel güç, eserlerinin çevresinde döndüğü ana izlek "hürriyet" duygusudur.
Kafalar yabancı fikirlere, dogma ya da ideolojilerle ne kadar dolarsa dolsun, millî hafızayı oluşturacak maddî ve manevi, sözlü ya da yazılı mirasın genç nesillere mümkün olduğunca verilmesi, aşılanması ve benimsetilmesi gerektiği üzerinde düşünmemiz gerekmektedir.