Sonuçta insanlar, özellikle de yetişkin olanlar, mümkün olan en sıradan gerçeklere inanmak isterlerdi. Bakış açılarının ve akıl sağlıklarının yerle bir olmasını, anlaşılmazlığın engin okyanusunda boğulmalarını engellemek için buna ihtiyaçları vardı.
İnsanlar medeniyetlerinin bedelini böyle ödemiş, medeniyeti yaratmak için gerçek benliklerinin kapılarını kapatmışlar. Bu yüzden de kaybolmuşlar. Sanat da bu yüzden var. Kitapları, müziği, filmleri, tiyatroyu, resmi, heykeli, hepsini bunlar kendilerine, asıl kimliklerine dönen köprüler olsun diye icat etmişler. Ama ne kadar yaklaşırlarsa yaklaşsınlar sonsuza dek uzaklar artık.
İnsanlar doğadan korkuyor ve kendilerine doğanın üzerinde egemenlik kurduklarını ispatlayabildiklerinde içleri çok rahatlıyor. Bu yüzden çimenler var, bu yüzden kurtlar köpeklere evrildi, bu yüzden mimarileri doğal olmayan şekillere dayalı. Ama aslında doğa, saf doğa, onlar için sadece bir sembol. İnsan doğasının bir sembolü. Birbirlerinin yerine geçebilirler.