Dolu yağıyordu. Derinlerden, inatçı karanlığın içine. Ne kadar yağarsa yağsın beyazlamayan karanlığı bir gün beyazlatacağına inanarak şiddetle yağmaya devam ediyordu.
"Bu çocuk etrafında neler olup bittiğini anlama yeterliliğine eriştiği zaman ben de yaşlanarak ölmüş olacağım muhtemelen. Bunun sonucu olarak zor zamanlar geçirip istemememe rağmen beni neden böyle acı verici bir dünyaya getirdiniz diye bizi suçlayabilir. Eğer böyle olursa, o zaman ona söyle. Bizde aynı durumdayız. İstemememize rağmen ebeveynlerimize yük olarak bu acı verici hayata doğup sona eriyoruz. Hepimiz aynı gemideyiz."
Gençlik zamanlarına kadar taş kabartma işçisi olarak çalışmıştı ve bu taş kabartmaların içinde sık sık gördüğü "Ölüm ve yaşam birdir", "Hayat bir köprü gibi gelip geçicidir" gibi ifadelerden bu izlenimi edinmişti. Bundan dolayı, nihayetinde "Ne olursa olsun lezzetli yemek ye!" sonucunu çıkarmıştı. İnsanlara resmi davranarak yaşamaya da böyle zahmetli oyunlara da değmezdi.