Bir kez ümit doğduğu zaman, insanın kalbi kendi başına hareket etmeye başlar. Sonra bu beklenti boşa çıktığında insan hayal kırıklığına uğrar. Hayal kırıklığı, güçsüzlük duygusuna davetiye çıkarır. İnsanın yüreğinde boşluk oluşur.
Belli bir yaşı geçince yaşam dediğin, sahip olduğun şeyleri sürekli olarak kaybettiğin bir süreçten öteye geçmez hale gelir. Önemli şeyler birer birer tarın dişlerinin dökülmesi gibi insanın ellerinden kayıp gider. Sevdiğin insanlar, önce biri sonra diğeri, hayatından yok olup giderler.
İnsan birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek yoluyla, kendini sevme yöntemini bulur. Birilerini sevemeyen bir insan, kendisini de doğru dürüst sevemez.
Tibet çarkıfeleği gibi. Çark döndükçe değerler ve duygular azalıp artar. Bir pırıl pırıl parlar, bir karanlığa gömülür. Fakat gerçek aşk, çarkın merkezinde kımıldamadan kalır.