Haruki Murakami

Haruki Murakami

Yazar
Derleyen
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
7.8
18,2bin Kişi
okuyor-dolu
53,4bin
Okunma
v3_begen_dolu
4.697
Beğeni
goz
111bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Unvan
Japon Yazar
Doğum
Kyoto, Japonya, 12 Ocak 1949
Yaşamı
1949 yılında dünyaya geldi, 1975'te Tokyo'daki Vaseda Üniversitesi'nden mezun oldu. 1986-1995 yılları arasında Avrupa ve ABD'de yaşadı. Yazarın ilk ve Gunzou Edebiyat Ödülü'nü alan romanı "Kaze no oto vo kike"dir (1979). Onu "Hitsuci vo meguru Bohken" (1982) isimli romanı izledi. Yazar bu eseriyle Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü'nü aldı. Ardından "Sekai no ovari to hahdo bohrudo" (1985) geldi ve bu kitap da yazara Tanizaki Ödülü'nü kazandırdı. Ama ona asıl ününü kazandıran 16 dile çevrilen "İmkânsızın Şarkısı" (1987) oldu. 1995'te yayımlanan "Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle 1996 yılında Yomiuri Edebiyat Ödülü'nü de kazanan Murakami, daha sonra baştan çıkarıcı bir aşk hikâyesi olan "Supuhtoniku no Koibito"yu (2001) yazdı. Yazar ayrıca, "Zoh no şohşitsu" (1993) ve "Kami no Kodomotaçi-va mina adoru" (2002) adı altında öykülerini de kitaplaştırmıştır. Japonya'nın XX. yüzyıldaki en büyük edebiyatçılarından biri olarak kabul edilmesine rağmen, Amerikan kültürünün etkisi altında kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu eleştirilerine maruz kalan yazarın edebiyat dışı tek kitabı "Andahguraundo"dur (2001). Murakami'nin son eserleri ise "Kokky no minami, taiyou no nişi" (2003) ve "Dansu dansu dansu"dur (2003). Ödülleri : - 1996 Yomiuri Edebiyat Ödülü ("Zemberekkuşu'nun Güncesi"yle - 1985 Tanizaki Ödülü ("Sekai no ovari to hahdo bohrudo"yla) - 1982 Yeni Yazarlar Noma Edebiyat Ödülü ("Hitsuci vo meguru Bohken"le) - 1979 Gunzou Edebiyat Ödülü ("Kaze no oto vo kike"yle)
kamera
İmkansızın Şarkısı
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Sahilde Kafka
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
1Q84 (Tek Cilt)
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Sputnik Sevgilim
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Rüzgarın Şarkısını Dinle
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Sınırın Güneyinde, Güneşi...
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
352 syf.
·
4 günde
·
4/10 puan
Bu Kitabı Okumak Yerine Süngerbob İzleyin Daha İyi
YouTube kitap kanalımda İmkansızın Şarkısı kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim : youtu.be/FLNbCSjFh2I BRUH. Bu kitabı tek kelimeyle özetleyecek olsaydım kocaman bir BRUH derdim. Hatta bu kitabın gözünüzde daha iyi canlanabilmesi açısından küçük bir örnekle başlayayım. Livaneli'yi ve Elif Şafak'ı alın, ikisini bir Uzakdoğu restoranına yemek yemeye götürün, sonra ikisine de yarasa çorbası içirin... İşte alın size İmkansızın Şarkısı kitabı! Şimdi kitaba böylesine düşük bir puan verdim diye bu puanı kitabın içerdiği yoğun cinsellikten ötürü verdiğimi sanıp beni kendi edebiyat çarmıhlarına germek ve kanlı bir ayin düzenlemek isteyen Murakami holiganları olacaktır elbette. Ama yanılacaklar... Kitaba neden bu puanı yakıştırdığımı söylemeden önce gelin bazı noktalardan bahsedeyim. Öncelikle bir kitabı bitirdiğimde o kitap hakkında hem Türklerin hem de yabancı okurların başka platformlarda yazdığı pek çok yorumu okurum, böylece farklı milletlerin bir kitap özelinde nasıl düşündüğünü anlayabileceğim harman bir veri toplarım. Bunların hepsini kendi düşüncelerimle karşılaştırırım ve şu an okumakta olduğunuz incelemeyi oluştururum. Bu kitap özelinde ise yabancı okurların yaptığı bazı olumsuz yorumlarda yanlış tespitler olduğunu fark ettim. Yabancı okurların yaptığı yorumlarda bu kitap, çok fazla cinsel sahnenin bulunduğu, karakterlerin sevişmek için her fırsatı kolladığı, kadın karakterlerin zayıf, basit ve kolay elde edilebilir gözükmek için ellerinden geleni yaptığı şeklinde farklı eleştiriler almış. İyi de, Japon bir yazarın Japonya'da geçen ve Japon karakterler içeren bir kitabını Japon toplum yapısındaki cinsellik ve kadının rolüyle değil de kendi milletlerimizin ahlaki değerleri ve kabulleri üzerinden yorumlayacaksak bunun ne anlamı kalır ki? Yabancı okurların bu yazdıklarıma ulaşamayacaklarını biliyorum ama olur ya belki bir gün yolları bu siteye düşer ve Google Translate üzerinden bu incelemeyi çevirmek isterler, olur mu olur... Japonlar hakkında küçük bir bilgi vermem gerekirse, yıllarca Japonya'da yaşamış ve orayı, insanlarını gözlemlemiş olan Onur Ataoğlu'nun Japon Yapmış kitabına göre ""Evlenmeden olmaz" anlayışı yerine "olmadan evlenilmez" prensibinin benimsendiği" bir cinsel dünyaları var Japonların. [s. 92] Yani Japonlarda cinsellik bizim gibi bir tabu değil. Gençler özgürce, istedikleri kişiyle istediklerini yapabiliyorlar. Bu, bizim ahlaki değerlerimize uyar ya da uymaz, konumuz bu değil. Bu yüzden kitaplar da yazıldıkları milletin değerleri ve kültürleri perspektifinde değerlendirilmelidir diye düşünüyorum. Çok küçük bir ekleme daha yapmak istiyorum. Yine Onur Ataoğlu'nun Japon Yapmış kitabının dediği gibi "Japon toplum yapısına göre bir kadının kendi görüşü yoktur" [s. 102] Gördüğünüz gibi yabancı okurların bu kitap hakkında yaptıkları olumsuz yorumları çürütmüş oldum. Kitapta yoğun bir cinsellik varsa bu, Japonların cinsel tercihlerinden dolayıdır, kitaptaki kadınlar zayıf ve kolay elde edilebilir gibi yansıtılmışsa bu da yine Japonların ataerkil toplum yapısında kadınların kendi görüşlerinin bile olmasına izin verilmemesinden dolayıdır. Bu yüzden bu kitabın 4 puan ederlik kısmı, bence, Murakami'nin kendi kültürünün özgür anlayışını kitabında iyi yansıtmış olmasından dolayıdır. Kitaptaki cinselliğin boyutuyla ilgili eleştirebileceğim tek kısım bir tecavüz güzellemesinin olması: "Eğer gece gece aklınıza birine tecavüz etmek gelirse, aman sakın karıştırmayın" dedi Reiko. "Soldaki kırışık olmayan vücut Naoko'nunki." "Yalancı. Benimki sağdaki yatak" dedi Naoko." [s. 171] Haha, amma komikmiş Reiko ve Naoko... Yani şu satırları bir Türk yazarımız yazsaydı emin olun o kişinin ağzı yüzü çoktan linç olmuştu. O yüzden de tecavüz konusunun ırkı, cinsiyeti, kültürü, zamanı veya milleti olduğunu düşünmüyorum. Tecavüz, tecavüzdür. Sonucunda kalıcı psikolojik hasarların kaldığı, güzellemesi veya en ufak bir esprisinin bile kabul edilemeyeceği, zamana, kültüre bağlı olmayan ve evrensel bir konudur. Ayrıca olumsuz kısma geçmeden önce benden size küçük bir tüyo olsun... Murakami gibi kitaplarında Batı'nın değerlerine ve kültürüne çok yer veren yazarlarla Mişima gibi kendi değerlerine bağlı geleneksel yazarların kitaplarını karşılaştırmalı olarak değerlendirirseniz kendi okuma serüveninizde çok ilerlersiniz. Mesela Dostoyevski de bir Panslavist'ti, Slav değerlerini savunuyordu ve ölümüne doğru da Rus milli halk değerlerine çok bağlı hale bir yazar haline geldi. Bunun tam tersi, Turgenyev de genel olarak liberal Batılılaşmayı ve Avrupalılaşmayı savunuyordu. Turgenyev ve Dostoyevski arasında yapabileceğiniz karşılaştırmalı edebiyat incelemelerini, Mişima ve Murakami gibi Japon yazarlar ya da Orhan Kemal, Fakir Baykurt gibi toplumcu gerçekçi ve Oğuz Atay, Yusuf Atılgan gibi bireyci Türk yazarlar arasında da yapabilirsiniz. Gelelim kitaba benim neden 10 üzerinden 4 puan verdiğime... Arkadaşlar bu kitap dümdüz bir kitap. Yani bu kitabı okuyup da kendimi kitap okumuş olarak saymazdım ben olsam. Hiçbir esprisi ve hiçbir edebi kaygısı yok yani. Livaneli ve Elif Şafak kitaplarında olduğu gibi dil, biçim, edebi haz ve üslup açısından okuruna katabileceği hiçbir şey yok. Bu kitabı "Japon Cinselliğinde Öğrenmeniz Gerekenler" başlığı altında kurgu dışı ve öğretici bir kitap olarak yayımlayın daha isabetli ve daha iyi olur. Çünkü bu şekliyle kesinlikle bir edebi değeri yok bence. Hem bu kitap sadece 40-50 sayfa bile olsaymış gerçekten de yeterli olurmuş. Çünkü 370 sayfa kitapta boş boş gevezelikten başka bir şey gördüğümü söyleyemem. Bu kadar dümdüz ve edebi kaygı içermeyen bir kitabın da yazarın popüler olmasını sağlayan esas kitap olduğunu duyunca çok şaşırdığımı söylemem gerekiyor. Yani bu kitabı okuduğum zaman içerisinde SüngerBob Kare Pantolon ve Patrick'in maceralarını izleseydim kendime daha çok şey katardım diye düşünüyorum. Murakami'nin diğer kitaplarında gerçek ve gerçeküstünün başarılı bir şekilde harmanlandığını okumuştum fakat maalesef ki bu kitabı benim için büyük bir fiyasko oldu. Yani bence İmkansızın Şarkısı kitabı da "ölmeden önce okunması gereken kitaplar" listelerinde değil, "okumadan önce ölünmesi gereken kitaplar" listelerinde olmalı. Bu kitabı okumazsanız hiçbir şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum. 370 sayfa boyunca yazarın hiçbir edebi kaygı gütmeden dümdüz bir kitap yazmasını okumak yerine pek çok başka nitelikli kitabı gerek benim önerilerimle gerekse de kendi keşiflerinizle bulabileceğinizi ve okuyabileceğinizi düşünüyorum. Esas "İmkansızın Şarkısı", kitaplara karşı hissedilen olumsuz düşüncelerin sırf tepki almak uğruna bir yerlerde belirtilmemesi, yazılmaması ve bu yüzden de başka okurların kendi zamanlarını kaybetmelerine sebep olmaktır. Olumsuz eleştirilerin belirtilmesini "imkansız"laştıran şey, sizin başka insanlardan alacağınız tepkilere, kendi düşündüklerinizden daha çok önem veriyor oluşunuzdur. O halde bu yazımı buraya kadar okuyan sizlerden ricam, bugünden sonra bizim için zorla imkansızlaştıran şeylerin şarkılarını kendi düşüncelerinizle kimseden çekinmeden yazabilmeniz yönündedir. Siz, kendi benliğinizle, kendi düşüncelerinizle biriciksiniz.
kamera
İmkansızın Şarkısı
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
yildiz
7.4/10 · 7,1bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
651 syf.
·
37 günde
·
Puan vermedi
Selam️ Haruki Murakami “Sahilde Kafka / Umibe No Kafuka”.. Öncelikle; böyle kompleks bir eseri “su gibi okudum”, “hemen iki günde bitiyor” diyerek, ne denli hızlı okuduklarını belirtmiş, tüm okurların önünde, saygıyla eğiliyorum. Zira bu su gibi hali, benim okuma ritmim için mümkün olmadı. Gayet yavaş ve zorlu bir okuma süreci ile imtihan oldum. Kalemimi rahat oynatmak, şu konuda mı açık verdim, burada mı diye endişe duymadan yazmak istiyorum. Bu sebeple, yakın zamanda kitabı okumak isteyenler, esere dair paylaşımlarımı es geçebilirler. Yazardan okuduğum altı yedi kitap sonunda, nedir okuduğum eserlerinin ortak noktaları diye, kabataslak bir daire çizip içini doldursam; “Sürreal, post-modern, bilinç akışı, bilinçaltı, bellek, kediler, ensest, pedofili, Oedipus ve Elektra kompleksi, paralel evren, Araf, kolektif bilinç, klasik müzik” diye giden tıklım tıkış bir liste elde ederim. Sahilde Kafka ile de, Murakami bir kez daha kendi kurallarıyla, müstakil evrenini yaratmış. Okurun birçok sorusuna yanıt bulamadığı, finalin; hayatın aslı gibi, savruk bırakılıp “son bu mu?” dedirtecek kadar, okuyanın muallakta kaldığı satırlar, benim için artık yazarın alışılagelen tavrı halinde.. Esere, kendine Kafka Tamura adını veren 15 yaşındaki delikanlının evden kaçışıyla giriş yapıyoruz. Babasıyla mesafeli ilişkisi, annesinin ablasını da yanına alarak, baba ve oğulu terk edişi, zaman içinde bu yarayla büyüyen çocuğun, tek ebeveyni tarafından “bir gün annen ve ablanla cinsel ilişkiye gireceksin” kehanetiyle; Kafkanın bilinç akışı şeklinde okuyoruz. Bunu belirtme sebebim, yazarın bakış açısını defalarca değiştiren tekniğine de değinebilmek. Kısa bir evden kaçışa hazırlık macerasına, Kafkanın sohbet ettiği Karga karakteri dahil oluyor. Ama, Karga bir hayali arkadaş mı, üst bilinç yansıması mi bu noktada belirsiz. Bölüm geçiyor ve kendimizi gizemli bir olayın Pentagon araştırma notlarını okurken buluyoruz. Bu noktada anlatıcı değişiyor, güvenilir anlatıcı kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Cereyan eden olay, 2. Dünya Savaşı sırasında kırsalda yaşayan bir öğretmen ve ilkokul öğrencilerinin başından geçiyor. Ormanda mantar toplamaya çıkan öğretmen birden bire uyku haline geçip olduğu yere yığılan öğrencileriyle kalakalıyor, öğrencilerden biri dışında hepsi birkaç saat içinde kendine geliyor. Haftalarca hastanede kalıp belli bir tanı konamayan, kendine geldiğinde adını dahil her şeyi unutan Kafkadan sonra ikinci baş karakterimiz “Nakata” . Hemen her cümleye bendeniz Nakata, pek de akıllı değilimdir diye başlayan karakter, Kafka on beşken artık altmışlı yaşlarında, okuma yazma bilmeyen, eğitim hayatına geçmişteki olay sebebiyle devam edemeyen Nakata, kedilerle konuşabiliyor. Nasıl yaptığını bilemese de, gökten balık ya da sülük yağdırabiliyor. Nakatalı bölümlerde anlatım yine değişiyor, sınırlı tekil üçüncü şahıs ve müdahil yazar arasında gidip geliyor. Kaçarken yolda tanıştığı ve acaba ablam mıdır sorusuyla, üzerine erotik düşler kurduğu “Sakura” Vardığı noktada, yeni edindiği arkadaşı “Oşima” (aynı zamanda en yoğun entelektüel yönlendirme Kafka ve Oşima arasındaki diyaloglar sayesinde okura zerk edilir) Hem çalışıp hem yaşamaya başlayacağı kütüphane müdiresi ve annem mi acaba sorusunun hedefi “Saeki Hanım” ile birlikte Kafka cephesinde kitaba psikolojik çokseslilik gelmiş olur. Yükselen yeni seslerle beraber, geri kalan tüm okumayı, klasik müzik eşliğinde yapıyorsunuz, zira Murakami maestro edasıyla okurunu dinlemeye davet ediyor. Devletten aldığı yardım parasıyla yaşayan Nakata, kedilerle konuşabilmesi ve sonsuz sabrı sayesinde, arada kayıp kedileri bulma işi yapar, işten elde ettiği para; sevdiği bir yemeği yiyecek miktardadır. (Onun bu halini okumak beni çok hüzünlendirdi) Yine kayıp kedilerden birini ararken, kedilere işkence edip öldüren ve kendini Johnnie Walker diye tanıtan esrarengiz adamla yolu kesişir. Tanışma noktasına gitmesi, aralarında geçen konuşmalar vs hepsi gerçeküstüdür. Nakata için bu tanışıklığın akabinde gerçekleşen olaylar, onu yaşadığı şehirden uzaklaştırır. Elbette okuma yazma bilmeyen, kısıtlı hayat tecrübesine sahip, yaşadığı muhitten bile ayrılmamış yaşlı bir adam için yolculuk; başlı başına bir maceradır. Nereye gittiğini bilmez, yönünü anı anına tayin eder, tesadüflerle mesafe katederken, belki de hayatındaki ilk arkadaşı ve yolculuğunun bundan sonraki kısmında onunla olacak olan “Hoşino” yeni karakter olarak kitaba dahil olur. Hoşino, asker eskisi, geçimini şoförlük yaparak sağlayan, hoyrat, vurdumduymaz, pek de derinliği olmayan biridir, lakin Nakata ile çıktığı yol, aynı zamanda onun da içsel yolculuğu ve gelişim sürecinin başlangıcı olur. Eserin yarısına geldiğimizde 300 350. sayfa gibi, Nakata ve Kafka aynı coğrafyada, farklı uçlardadır. Nakatanın aradığı, nerede nasıl bulacağını ve esasen şeklini dahi bilmediği “Giriş Taşı” kucağımıza itina ile teslim edilir. Nedir bu taş, ne işe yarar, karakterimiz neden onu arar? Bilmiyoruz. Kitabın içinde Murakami’nin yaptığı Çehov alıntısı “Eğer öyküde bir tabanca geçiyorsa, sonunda mutlaka patlaması gerekir” sözü, yazar konuları bağlar ya da bağlamazken, okuru sorularla bi başına bırakırken, kural olmaktan çıkar, bana göre kendiyle çeliştiği en dik yokuş bu alıntıdır. Böylesi fantastik bir kurgu için geçerli kural, yazarın bilgilendirme yapmadığı sürece okurun bilemeyeceği her nevi bilgiyi vermesidir, bunu nasıl yapacağı kısmı yazara kalır. Bilgilerin topaklanmadan araya servisi yeterlidir fakat, Murakami bu kuralı uymadığı gibi, metafor üstüne metafor, son kertede metafora metafor doğurtur. Alıntı, sayfa 446 “Benim kim olduğumu siz de mutlaka anlamışsınızdır, diyorsun. Ben Sahilde Kafka’yım. Senin hem sevgilin hem de oğlunum. Karga adlı delikanlıyım.” Minicik not; Kafka Çek dilinde Karga anlamına da geliyor. Ben kitabı paylaşmaya başlamadan, sizlerden tam bu mevzuyu azıcık araştırmanızı rica etmiştim. “Oedipus Kompleksi” Freud’un psikanalitik teorisine göre, karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamına “Oedipus Kompleksi ya da Karmaşası” denir. Freud’un da böyle bir duruma seçtiği isim, tesadüfi değil. Mitolojide kendi öz annesiyle ensest ilişki yaşayan Oedipusun hikâyesine atfen. Eseri okurken beni en çok zorlayan şey, esasen bu ilişkiydi. Saeki Hanımın, annesi olması şüphesine rağmen, ona cinsel açlık duyan 15 yaşındaki Kafka’nın, o şüpheyi “evet ya da hayır” olarak bildiğimiz gerçeklikte asla netlemeyen 50 yaşın üstündeki kadınla birlikte olması. Bilinen gerçeklikte diyorum, zira bilinçaltı, bilinç üstü, hayaller ve rüyalar, kimi zaman astral seyahatler olarak, gerçeklik birden fazla şekilde karşımıza çıkıyor. Onlardan birinde de, evet ben senin annenim veya hayır değilim dememiş olan karakter, Kafkadan özür diliyor; ki o özür de kitap boyunca okuru kontrpiyede bırakan yazarın, yanıtı örtük de olsa verdiği yer oluyor. Benzer bir birleşme Murakami için ilk mi? Hayır. 1q84’de bu form “baba-kız” cinsel ilişkisi olarak yine vücut bulmamış mıydı? Bulmuştu. Kendi benliğinde ablası kabul ettiği, belki de gerçekten ablası olan kişiye düşsel olarak bile olsa tecavüz etmesi, annesiyle seks yapması, eserdeki cinsellik boyutunu “kasık beyin hattının” dışında tutuyor, akışa katkısı var mıdır? Sebep nedir? Tartışmaya açık. Kendi adıma; yazar ya da eser farketmeksizin, çiftlerden birinin çocuk yaşta olması veyahut aile içi cinselliği aktarması, okuduğum kitabı “Demir leblebi” haline getiriyor. (Çok zorlanıyorum) Başladığımı, bu zorlanmaya rağmen bitirebilmemi ise, yine eserden bir alıntı ile izah edebilirim. “Zehri içen kabını da yer” Hakim olduğumuz beş karakterin “Kafka, Nakata, Oşima, Hoşino ve Saeki” fiziksel, zihinsel özellikleri dahil neredeyse yedik içtiklerine kadar öğreniyoruz, sırları hariç. Okurken aklınıza hangi soru gelir ve zihninizin arkasında takılı kalırsa, bilin ki; o sorunun cevabı, direkt ya da endirekt gelmeyebilir. Nakata’nın çocukken dahil olduğu esrarengiz olayın sebebi neydi? Neden diğer çocuklar hasarsız atlatırken Nakata bunları yaşamak zorunda kaldı? Nasıl oluyor da gökten balık ya da sülük yağdırabiliyor? Kafka’nın babası o kehaneti neye istinaden yapmıştı? Annesi gerçekten Saeki miydi? Kedilere işkence eden karakterin amacı neydi? Saeki Hanım o kapıyı nasıl bulmuştu? vs vs vs Yazmaya devam etsem, bunlar gibi birçok sorum net olarak yanıtlanmış değil. Ama sonra, son düzlük son yüzlükte Murakami şefkatli kollarımıza yeni kavramını bırakıyor. Alıntı: “Limbo, canlılar ve ölüler dünyası arasında kalan bir ara mekândır. Silik ve yalnızlığın hâkim olduğu bir yer.” Sayfa 607 Ek Bilgi: Limbo (Latince: Limbus, kelime anlamı kenar veya sınır, manâsı cehennemin "sınırı"), Roma Katolik Kilisesi teolojisine göre ölüm sonrası ölenin işlediği günahlardan dolayı ruhunun lanetlenip cehenneme atılmadığı durum hakkında bir hipotez. Okuduğum her satır, bağlantısız her durum, cevapsız tüm sorular, şu alıntıyla birlikte başka bir boyuta ulaştı. Öyle miydi, böyle miydi? diye devam ederken, yazar son anda başka bir alan yarattı. Altı postun sonunda bütüne baktığımda, eser başlı başına bir ahlaki cendere. Evet ilgi çekici birden fazla olayla başlayıp, arada düşen tempoyla devam ederken, hadi sonunda ne olacak diye okumayı teşvik ediyor, bulmacanın parçalarını birleştirmeye çabalarken, zihin zorlayıcı bir yanı da var ama; işkence, tecavüz, ensest, pedofili vs ne denli normalleştirilir, bunun edebi karşılığı nediri, günün sonunda her okur kendine yanıtlar. Elimden geldiği kadar ayrıntılı ve tarafsız bir inceleme yapmaya çalıştım. Tavsiye ediyor musunuz sorusuna yanıtım; şu incelemeyi okuyup kendi yaş ve hayat talimine uyduğuna kanaat getiren veya eseri merak edenlere, peki neden olmasın derim. Daha genç arkadaşlar için ise, spesifik bir eser mi evet, siz henüz okumazsanız kayıpta olur musunuz? Hayır. Saygılarımla
kamera
Sahilde Kafka
kamera
Haruki Murakami
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 7bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;