Seni seviyorum!
İki kelime ve on üç harf… Tek seferde, bir çırpıda söylenir ancak çoğu zaman altı boştur. Hatta artmış libidoların kurbanı olmuş o sofraların mezesi haline gelmiştir. Halbuki öyle kolay mıdır sevmek?
Ben hayatım boyunca hiç kimseye laf olsun diye “seni seviyorum” demedim, diyemedim…
Çünkü eğer seviyorsam, şunların altına da imzamı atabilmem gerekir.
“Yanındayım. “
“Sana güveniyorum. “
“Sana yardım edebilirim. “
“Senin yanında iyi hissediyorum. “
“Senin yanında kendimi şanslı hissediyorum. “
“Beraber üstesinden geliriz.”
Senin için savaşırım. “
“Senin için yaşarım. “
“Seni özlüyorum. “
“Senin yanında huzurluyum.”
“İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta seninleyim.”
Sana da -öylesine- “seni seviyorum” diyenler olabilir.
Bana dediler…
“İnandın mı?“ dersen bazılarına inandım bazılarına inanılır gibi yaptım. Sağ olsunlar beni hiç yanıltmadılar. Menfaatlerinin bittiği ilk durakta indiler.
Ha bazılarına da sevgim ağır geldi. Daha önce hiç benim gibi sevenle karşılaşmamış ki!
Ben sevgimi gösterdikçe; cepte, enayi, saf sandılar. Nasıl olsa benden vazgeçemez diye yaydıkça yayıldılar.
Ben sevdiğim insanlara karşı sessiz kalırım. Sessizliğim cevabım olmadığından değil, dilim zehirli olduğundandır ama onlar bunu anlamaz.
Beş düşünür, bir konuşurum. Çünkü dilden çıkanın dönüşü yoktur, bilirim. Bu yüzden birinin hayatından giderken susmayı tercih ederim. Çantamı alıp teşekkür eder ve mekan terk ederim. Çünkü sevgi terk ederken de nezaketi getirir.
Öylesine, “seni seviyorum” deyip hayatını mahvedenleri boş ver… Gözünün içine baktığında yüreğini titretiyorsa olmuştur o. “Seni seviyorum, “” demese de olur.