“Yalnızlık?”
“Yapayalnız, salondaki kanepede, televizyon ışığında, kendine acıyarak uyumaya çalışsan da… Unutma. Yanlış bir aşk, teselli etmeyecekti seni.”
Aklından geçenlerin sahibi olmak için yazar, yazan. Olanlar “bitmesin” diye. Kameranın göremeyeceği şeyi, fotoğrafın donduramayacağı anı ele geçirir kelimeler. İnsan asıl, yazdıklarından korkmaya başlayınca tanır kendini. Yaşamadığı hayatları ortaya çıkarır sayfalarda.
Aşkın bittiği noktayı hiç kaçırmadım. O zili duydum. Uzatmadım. İnatçı değilimdir. Gittiği yere kadar gitsin demedim. Gittiği yer, çoktan bittiği yerdir. Mutlu olurdum belki kalsaydım. Ama hep bir başka aşk vardı beni bekleyen. Ve ben her zaman mutluluğu, aşk için feda ettim.
İnanarak, severek, seçerek, yaratarak tüm ruhunla, bünyene uygun bir şekilde, yeteneklerinle güzelleşip… hani ne derler, imzanı atarak, mazeretsiz, başkaları yüzünden, şunu bunu yapamadım diye vızıldanmadan, işte bu benim eserim diye, kendi hikayene saygı duyabileceğin şekilde yaşa. Seni tanıyanlara ilham ver.
Yaşamın anlamını felsefi olarak araştırıp, sanatla, roman ve şiirle yücelterek derin düşüncelerde mutlu bir ömür sürmek, ancak ölüm gerçeğinin gölgesinde bir tutkuya dönüşebilir. Ölümün gerçeği hayata saldırmama neden oluyor.