Edmond, 4-5 yıldır sadece zindancısıyla konuşuyordu ve bir mahkum için zindancı insan sayılmazdı; o meşe kapıya eklenmiş canlı bir kapıdan, demir parmaklıklara eklenmiş etten bir parmaklıktan ibaretti.
Böylece, dünyaya saçılmış olan ve kaderin iki büküm ettiği bahtsızlar tarafından toplanan bütün dini düşünceler zihnini ferahlatmaya geldi; annesinin öğrettiği duaları hatırladığında, onların daha önce hiç fark etmediği anlamlarla yüklü olduğunu anladı çünkü mutlu insana anlam açısından içi boş ve tekdüze bir bütünlük olarak görünür, ta ki bir gün keder o bahtsıza, tanrı ile konuşmasına aracılık eden bu ulvi dili açıklayana dek.
Bu yüzden Dantes daha karanlık ve daha kasvetli olsa da kendisini başka bir zindana nakletmeleri için yalvardı. Değişiklik daha kötü koşulları içerse de bir değişiklikti ve Dantesi birkaç gün oyalayacaktı.
Önce Tanrı’ya değil, insanlara yakardı; tanrı en son çaredir. Önce Tanrı’ya yakarmakla işe başlaması gereken bir bahtsız ona ancak bütün umutları kaybolduktan sonra yönelir.