Delirmiş olamaz mıydı? Aklın varlığıyla yokluğu arasındaki ölçüyü kesin olarak kim ortaya koyabilmişti? Böyle bir ölçü var olsaydı dünya çoktan alt üst olur, birçok başarılar tarih yapraklarından tımarhane defterlerine geçirilirdi. Akıl, boşluklarla dolulukların kaynaştığı küçücük bir sinir parçası değil miydi?
…Sanki özgür gibi yaşamak zorundayız. Yazgımızdan kaçamasak da onun karşısına dikilebilmeliyiz, alın yazımızı kendi irademizle yaşamalıyız. Yazgımızı sevmeliyiz…