Az önce kumda, çocuğun iki dalga gelince silinen çizimini gördün mü?
Hikâyemin köpüklerin arasında yok olmasını istemiyorum, birinin hafızasında da biraz olsun kalsın istiyorum.
Sevgili Tanrı,
Annem ve babama hayatın tuhaf bir hediye olduğunu anlatmaya çalıştım. Başlangıçta bu hediye fazla abartılır: Sonsuz yaşama sahip olduğu sanılır. Sonra verilen değer azımsanır, küçümsenir, herkes ona berbat der, kısa bulur, ondan kurtulmaya hazır gibidir. Sonunda anlaşılır ki hayat bir hediye değil emanettir. Ödünç verilmiştir. O zaman herkes onu hak etmeye, ona layık olmaya çalışır. Tam yüz yaşında olan ben, neden bahsettiğimin farkındayım. İnsan yaşlandıkça hayatı takdir etmek için daha fazla zevk sahibi olmalı. Daha hassas olmalı. Ustaca davranmalı. Herhangi bir sersem on ya da yirmili yaşlarında hayatın keyfini sürebilir ama yüz yaşındayken, artık hareket edemez duruma gelince insan aklını kullanmalı.
Oscar.
"En ilginç sorular soru olarak kalır. Bir gizem taşırlar. Her cevaba bir 'belki' eklemek gerekir. Hayatta sadece faydasız soruların kesin cevapları vardır."
"Yani 'hayatın' çözümü yoktur mu demek istiyorsunuz?"
"'Hayatın' pek çok çözümü vardır, yani tek bir çözümü yoktur demek istiyorum."
"Bence Rose Anne, hayatın yaşamaktan başka çözümü yoktur."