Berfîn

Berfîn
@Berrfin
Müziğin sesini duyamayanlar dans edenleri deli sanıyor... ❤1000Kurdî
Ez ê çi bikim, ne ewrek im ku bibim baran û vê agirê lê vemirînim. Na na wele ez ê ne bayekî gur im û vê reş dûkelê lê biqurtînim...
Müzik
Berfîn
Wa malîno emê biçin qûntara çiyayê Cûdî, wa gav bi gav hêlîn hilînin
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Mahabad'ta bir güneş: Pêşewa Qazî Mihemed
Açıkçası "Qazî Mihemed" hakkında uzun bir yazı derlemeyi ve paylaşmayı düşünmüştüm. Nereden başlasam ve nasıl bitirsem diye çok düşündüm. Başlayıp, sildim; tekrar başlayıp, tekrar sildim... Bir şekilde, bir şeylerin çok eksik kalacağını düşündüğümden yazmayı boş verip sadece onun hakkında kendi duygularımı ve bildiklerimi söylemeyi uygun gördüm (ki bu da eksik kalacak). Küçüklüğümden beri tanıdığım bir isimdi Qazî Mihemed. O dönemin "ikinci bir çanak" ile çekebilen kürtçe kanallar sayesinde ilk tanımıştım. Ara ara bu kanallarda şarkılar çalar. En çok da dengbêjîler... Şakirolardan Eyşê Şanlardan Xelîl Xemgîn ve Şivan Perwerlere kadar her türlü şarkı karşımıza çıkıyordu. Bir gün Hesen Zîrek'in Ey Niştiman adlı bir şarkı geldi karşıma. Orada siyah beyaz görüntüler ve radyo sesinden kayda alınmış gibi cızırtılı bir ses. Bu şarkı Mehabad Kürt Cumhuriyeti için yazılan bir marş niteliğindedir. 1946/47 li yıllarda bestelenmiştir. 1974'de Türkiye'de "Ankara'nın Taşına Bak" diye yutturulmuştur. Malum hırsızlıklar, talanlar... Bu yazdığım yazımı bu çirkin durumlar ile kirletmeyi düşünmüyorum elbette. Neyse... Bu şarkıdan sonra Qazî Mihemed'i sadece ismen bildim, ve bir de meşhur portresi ile... Yıllar sonra lise yıllarında kitaplara, araştırmalara ve kendi dilim üzerinde yoğunlaşmaya başladığım yıllarda Qazî Mihemed tekrar karşıma çıkar. Bilinen son Kürt cumhuriyeti olan "Mahabad Kürt Cumhuriyeti". Bu cumhuriyet özelinde Qazî'yi araştırdım iyice. Cesareti ve kendi inandığı dinin ona verdiği "zulme boyun eğmeme öğretisi"ni çok açık şekilde hayatında yaşattığını gördüm. Ki bu öğreti insanlık öğretisidir. Sadece dinin değil. Verdiği birçok bedeli gördükçe çok duygulandığımı iyi hatırlarım. Cumhuriyeti ilan ettiği bir yıl içinde inanilmaz derecede bir hız ve azimle çalışmalara
Berfîn
Birbirinize, siyasi, maddi, manevi ve namus alanlarında ihanet etmeyin. Çünkü hain, Allah'ın, insanların huzurunda suçludur, ihanet döner haini vurur. "Qazi Muhammed"🌸
Mahabad'ta bir güneş: Pêşewa Qazî Mihemed
Açıkçası "Qazî Mihemed" hakkında uzun bir yazı derlemeyi ve paylaşmayı düşünmüştüm. Nereden başlasam ve nasıl bitirsem diye çok düşündüm. Başlayıp, sildim; tekrar başlayıp, tekrar sildim... Bir şekilde, bir şeylerin çok eksik kalacağını düşündüğümden yazmayı boş verip sadece onun hakkında kendi duygularımı ve bildiklerimi söylemeyi uygun gördüm (ki bu da eksik kalacak). Küçüklüğümden beri tanıdığım bir isimdi Qazî Mihemed. O dönemin "ikinci bir çanak" ile çekebilen kürtçe kanallar sayesinde ilk tanımıştım. Ara ara bu kanallarda şarkılar çalar. En çok da dengbêjîler... Şakirolardan Eyşê Şanlardan Xelîl Xemgîn ve Şivan Perwerlere kadar her türlü şarkı karşımıza çıkıyordu. Bir gün Hesen Zîrek'in Ey Niştiman adlı bir şarkı geldi karşıma. Orada siyah beyaz görüntüler ve radyo sesinden kayda alınmış gibi cızırtılı bir ses. Bu şarkı Mehabad Kürt Cumhuriyeti için yazılan bir marş niteliğindedir. 1946/47 li yıllarda bestelenmiştir. 1974'de Türkiye'de "Ankara'nın Taşına Bak" diye yutturulmuştur. Malum hırsızlıklar, talanlar... Bu yazdığım yazımı bu çirkin durumlar ile kirletmeyi düşünmüyorum elbette. Neyse... Bu şarkıdan sonra Qazî Mihemed'i sadece ismen bildim, ve bir de meşhur portresi ile... Yıllar sonra lise yıllarında kitaplara, araştırmalara ve kendi dilim üzerinde yoğunlaşmaya başladığım yıllarda Qazî Mihemed tekrar karşıma çıkar. Bilinen son Kürt cumhuriyeti olan "Mahabad Kürt Cumhuriyeti". Bu cumhuriyet özelinde Qazî'yi araştırdım iyice. Cesareti ve kendi inandığı dinin ona verdiği "zulme boyun eğmeme öğretisi"ni çok açık şekilde hayatında yaşattığını gördüm. Ki bu öğreti insanlık öğretisidir. Sadece dinin değil. Verdiği birçok bedeli gördükçe çok duygulandığımı iyi hatırlarım. Cumhuriyeti ilan ettiği bir yıl içinde inanilmaz derecede bir hız ve azimle çalışmalara
Berfîn
✌✌👏👏
Bir lisan, büyük İnsan: Mîr Celadet Bedîrxan
... Bir lisan, bir insan demekti. Mîr Celadet, bir dilin savaşını değil bir insanlık savaşı veriyordu. Kimdir bu Celadet? Binlerce yıldır Mezopotamya'yı ekip biçen, Asur'a Pers'e göğüs geren, Zagros'un, Cudî'nin, Ararat'ın, Kurmênc'in öz çocuklarının dil süvarisi... Yaşamı sürgünler, baskılar ve tehditler altında geçen, yine de durmayan, dedesi Mîr Bedîrxan'ın azminin, atası Ehmedê Xanî'nin dilinin izcisi idi. Mîr Celadet, 26 Nisan 1893'te İstanbul'da sürgünde olan ailesine ilk selamını verir. Emîn Alî Bedîrxan'ın oğlu, Kamiran Bedîrxan'ın kardeşi olur. Daha sonraları kendi dilinin Miri... Oldukça zeki ve cesur olan Celadet, daha gençliğinde kendi dili için çalışmalara başlar. Sürgün ve tehditlere rağmen yılmaz, İstanbul Üniversitesi'den hukuk okuyup, Almanya da doktorasını tamamlar. Celadet 1. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde de savaşır. Osmanlının yıkılışından sonra yeni rejim de onlara karşı durur ve 1922'de babası ve kardeşleriyle beraber idamları istenir. Bunun üzerine Emîn Alî Bedirxan Mısır’a gider, Kamiran ve Celadet de Avrupa’ya yerleşirler. Celadet, 1930’dan sonra daha çok dil ve edebiyata yönelir, Kürtler için paha biçilmez çalışmalar yapar. Kürtçe gramer kurallarını anlatan kitap hazırlar(#33633993). Kürtçe'nin yanında yedi dil bilen iyi bir dil bilimcidir aynı zamanda. Kendi dili hariç Yedi dil bilen kaç diplomat, kaç başkan, kaç yazar biliriz şu an? Ama neyse Celadet Kürt'tür... Olmayan bir dilin savunuculuğunu yapmıştır(!) İdamı haktır(!) 1932’de Kürt edebiyatının modernleşmesinde büyük etkisi olan Hawar ve Ronahî dergilerini çıkarır. Emîn Beg Celadet'e vasiyetinde sadece bir tane Kürtçe dergi, gazete istemişti. Celadet vasiyetini sadece yerine getirmekle kalmaz, tüm atalarının vasiyetini yerine getirir. Dili için en önemli
Berfîn
İyi ki doğmuş💜 Eline sağlık