Bahçede kuru bir ağaç vardı. Fırsat buldukça oraya tırmandığımı ve tehditlere kulak asmadan teneffüs sonuna kadar daldan dala atladığımı gören muallim bir gün, “Bu çocuk insan değil, çalıkuşu!” diye bağırmıştı.
İşte o günden sonra asıl adım unutuldu ve herkes beni “Çalıkuşu” diye çağırmaya başladı.
Benimle başa çıkmak hakikaten imkânsızdı. Sabah karanlığında uyanır gece yorgunluktan baygın düşünceye kadar gürültü ve yaramazlık ederdim. Sesim kesildiği vakit yalıyı âdeta telaş alırdı. Çünkü bu benim ya bir yerimi keserek sessiz sedasız kanımı dindirmeye çalıştığıma ya bir yerden düşerek acıdan bağırmamak için kıvrandığıma yahut da sandalye ayaklarını testerelemek, minder örtülerini boyamak gibi muzır bir işle meşgul bulunduğuma delalet ederdi.