Betül

Betül
@Berryboom
Her tür ayrımcılığı yapan insanlar, konferansta bu güzel sözleri alkışlamakta sakınca görmüyorlardı. Biraz sonra olağan hayatlarına geri döndüklerinde, gene "insana insan olarak bakmayacaklar", her türlü ayrımcılık ve nefreti körükleyeceklerdi. Neden böyle davrandıklarını açıklamak için sık sık "ama" diyeceklerdi. "Doğru ama" diye söze başlayıp, lafta savundukları ilkelere aykırı bütün davranışlarına mazeretler uyduracaklardı.
Sayfa 57
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Benim tezim, bütün halkların, bütün kültürlerin birbiri hakkında önyargılara sahip olduğudur. Eğer bir gün bu önyargı kelimeleri, yani Avrupa dillerinde ki barbar, Japon dilindeki gaijin, Muslumanlardaki kâfir, Almanlardaki Ari olmayan gibi önyargı sıfatlarını kaldırabilirsek, amacımıza ulaşabiliriz. Amaç nedir derseniz bence tam olarak şudur: Insanın değerinin sadece insan oluşundan geldiği; din, milliyet, cinsiyet, renk, siyaset gibi bir takım on sıfatlarla ayrımcılığa uğratılmadığı bir hümanizm anlayışı.
Barbar, eski Yunancada yabancılar için kullanılan bir kelimeydi. 'Yabancı' anlamına gelirdi. Yunanlı olmayan herkes özellikle de Persler ve Asya halkları barbardı. Bu kelime Avrupa tarafından benimsendi ve Avrupalı olmayanlar için kullanılmaya başlandı. Başlangıçta kelimeni kötü bir anlamı yoktu. Mesela Bodrumlu hemşehriniz Heredotos kitabına şu iyiniyetli satırlarla başlar: 'Bu, Halikarnassoslu Herodotos'un halka sunduğu araştırmadır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın ve gerek Yunanlıların, gerekse barbarların meydana getirdikleri harikalar bir gün olsun adsız kalmasın, tek amacı budur; birde bunlar birbirleriyle neden dövüşürdü diye merakta kalınmasın'. O zamanların anlayışı buydu ama zamanla önyargılar, kelimeye bugün ki barbar anlatımını yükledi. Bildiğiniz gibi bu anlama uygun düşen, 20.yy en büyük barbarliklari da Avrupa kültürü yada Avrupa kaynaklı kültürler tarafından sergilendi.
O zamanın dünyası ile bugünün dünyası ayrı, ama temelde hep aynı sorunlar varlığını koruyor. Profesör Huntington'a bakılırsa bu sorunun adi 'Medeniyetler Çatışması'dır. Ben buna pek katılmıyorum. Bazıları bu çatışmaya 'Din Savaşları' adını veriyor. Hepsi Ortadoğu kökenli olan ve aynı ilkeleri dile getiren tektanrılı dinlerin de bu çatışmaya sebep olduğunu sanmıyorum. Edward Said, bu tanımlamalara itiraz ediyor ve sorunun adını 'Cehalet Çatışması' olarak koyuyor. ... Çünkü kabaca Batı ve Doğu diye adlandırılan medeniyet biçimleri, birbirini tanımıyor. Iletişimin bunca ilerlediği bir dönemde hala Cahiliye dönemini yaşıyoruz. Doğrusu burada eşit dağılmış bir 'Cahiliye' değil. Doğu Batı'yı, Batının Doğuyu tanıdığından biraz daha iyi biliyor. Ama ben sorunun adini tam olarak koymaktan yanayım. Bence mesele 'Medeniyetler' ya da 'Cehalet' çatışmasından çok 'Önyargılar Çatışması'
Fyodor Dostoyevski, insanin ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler. Bu açıdan bakınca İstanbul'un benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Çünkü ben bu şehirde olgunlaştim.
Sayfa 55