Gözlerinde bir çocuk dikkati vardı bu yaşlı adamın. Etrafını merakla, hatta adeta telaşla seyrediyordu. Yanaşıp kalkan vapurları, küçük kayıklarda balık-ekmek satanları, Galata Köprüsü'ndeki kalabalığı, balık tutanları, Haliç'i, Yeni Cami önündeki güvercinleri...
Galata Köprüsü'nden geçerken, karşıdaki tepenin üstünde olanca haşmetiyle parıldayan Süleymaniye Camii'ni gösterdi.
"Işte bu! Muazzam bir eser. Sadece bir yapı değil, ruhu var. Bazen gider avlusuna oturur, huzur arardım."
Bir Alman-Amerikalının huzur bulmak için camiye gitmesi garip geldi bana.