Bir alışkanlık mı desem, yoksa bir nevi terapi mi bilemedim.. Ama akşamları eve döndüğümde kimi zaman bir kağıda, kimi zaman da tuşlara dokunarak anlatırım beni etkileyen şeyleri.. Bugün ağlamamak için kendini tutan, yaklaşık bir metre yirmi santimlik bir bedenin içine girdim, bir çift gözde.. Öğretmenim? diyerek bir köşede sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla ; Benim annem biraz rahatsız. Kardeşime ben bakıyorum. Ödevimi araştıramayacağım. Şimdiden haber vermek istedim.. Dedi.. Bir soru sorsam, yaş olup akacaktı söyleyecekleri.. Tamam dedim, o halde yarın öğlen arası öğretmenler odasına gel, beraber araştıralım, ben sana çıktısını vereyim , sen de evde bunu kardeşine anlat.. Zaten konu peygamber kıssası.. Hafif bir tebessümle olur dedi bana. Ne zaman demiştiniz? Heyecanlanmıştı belli.. Buraya kadar tamam da bundan sonra ona duyduğum saygı artacaktı işte..Çünkü öğrendim ki, annesi Akciğer Kanseriymiş ve hastanede yatıyormuş.. Babası ise yanlarında değil, Balıkesir de çalışıyormuş.. Oysa o sadece annem rahatsız demişti, hızlı bir şekilde, üzerinde durmamıştı acısının. İnsanı ne derinden etkiliyor sahi, bağır çağır acısını yaşayanlar değil de, sessiz sedasız sabredenler.. Öyle sabredenler ki, henüz bir metre yirmi santimlik bir bedenin içinde, iki metrelik bir ruhla gezenler.. O hızlı cümleleri, bakışları gözlerimden defalarca kayıp giden halleri ne derinden etkiledi beni. Küçük bir adamdı bu.. Derdini sessiz yaşayıp, kainatı telaşa vermeyen bir adam.. Başkasının derdiyle dertlenemeyecek kadar derdini büyük gören bencilliğe ne şiddetli bir tokattı bu. Oysa ne çok insan vardı, tüm derdini tekrar tekrar anlattığı insanların derdinden, bîhaber. Hayatım şöyle bir gözümün önünden geçti o an.. Şimdi anladım, küçücük bir bedenin içine sığan, iki metrelik ruhu.. Ve