Soba başında poz verip köy hayatını romantize edenler; elektriğin ve suyun kesildiği o sert gerçekle karşılaştıklarında 'nostalji' dedikleri şeyin aslında bir 'rezalet' olduğunu anlarlar. Aynı kitle, Diyarbakır’daki kiliselerin taş duvarlarından yansıyan o fiziksel akustiği ruhani bir mucize sanıp, bu hayranlığı bir modernlik göstergesine dönüştürür. Özünde her iki durum da aynıdır: Gerçeğin kendisine değil, onun sunduğu estetik görüntüye aşık olan bir yüzeysellik."