Eskiden benim bedenimde de, şu otun bedeninde de, şu böceğin bedeninde de fizik, kimya, fizyoloji yasalarına göre maddenin değişiminin olduğunu söylüyordum. Oysa hepimizde, akçaağaçlarda da, bulutlarda da, şu sisli yerlerde de bir gelişim olmaktadır. Nereden nereyedir bu gelişme? Sonsuz bir gelişme ve mücadele... Sonsuzlukta bir yön ve gelişme olabilirmiş gibi! Bu konuda öylesine kafa patlatmama karşın yaşamın anlamını, eğilimlerimin ve duygularımın anlamını anlayamama şaşırıyorum.
Yaşamın anlamını bildiğimi söylüyorum şimdi: Tanrı için, ruhum için yaşamak. Üstelik bu anlam esrarlı ve mucize doludur. Var olan her şeyin anlamı da budur işte. Evet, gurur.
"Benim aşkım gittikçe daha tutkulu, daha ateşli olmaya başlıyor; onunkiyse günden güne sönüyor. O benim herşeyim, kendini tümü ile bana vermesini istiyorum. ...Oysa o benden gitgide uzaklaşmak istiyor. İlişkimiz başlamadan önce birbirimizle karşılaşmak için ne heyecanlar duyardık; şimdi ise herkes bir yana gidiyor. Dayanılmaz derecede kıskanç olduğumu söylüyor ama bu gerçek değil? Ben kıskanç değilim.... Çok mutsuzum..."
"Doğrusu ölüm düşüncesinden kurtulabilmiş değilim. Evet, aslında uzun süreden beri bir ölüyüm. Bütün bu yaptıklarım da saçma sapan işlerden başka bir şey değil. Sana gerçeği söylüyorum. Yaptığım çalışmalara çok değer veriyorum ama aslında hayat dediğimiz şeyin küçücük bir gezegenin üzerindeki bir küf zerresinden başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Bizim büyük çalışma, fikir, iş dediğimiz şeylerin hepsi de sanki toz topraktan başka bir şey değil." daha az