Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Etrafınızda her zaman size biraz olsun unutmanızı tavsiye eden insanlar olur. Bazı şeyleri hatırlamamanın daha iyi olduğunu söyleyen. Ne var ki, tavsiye edilen şey, sizi çözümsüzlüğe sürükler. Çünkü ifade edilmeyen bir travmanın üstesinden gelinemez. Tam anlamıyla yatışması sağlanamaz. Not etmediğiniz, sizi uyumaktan ya da başka bir şey düşünmekten alıkoyan fikirler gibi.
Birçok ebeveynin duygusal bir ekonomiyi kolladığını söylüyordu Yoshie. Fedakârlıkların ve ödenmesi gereken borçların kayıt altına alındığı bir defteri kebir tuttuklarını. Duygusal alacaklılar gibi davrandıklarını. Çocuklarının, yaptıkları yatırımın karşılığını vermelerini beklediklerini. Çirkin ama ilginç bir yaklaşımdı bu.
Napalm bombasından kaçan Vietnamlı küçük kızın resmini gazetelerde görünceye kadar, çoğu insan için çocuklar ölmüyordu. Bütün bunlar, bizim yatak odalarımızın uzağında yaşanan şeylerdi. Ama ileriye, bize doğru koşan küçük kızın figani, kâbuslarımızın cisimleşmiş haliydi. Kızın sırtı yanmışti. Ama fotoğrafta sırtı gözükmüyordu. Geçmiş gözükmüyordu fotoğrafta. Yalnızca dayanılmaz olan, açıklama talep eden şimdi gözüküyordu. Fotoğraftaki, gözden hafızaya atlayan eksilti, katıksız gazetecilikti. Kimileri, fotoğrafı yayımlamanın uygun olmayacağını düşünüyorlardı. İçerdiği şiddet nedeniyle değil, kızın çıplaklığı nedeniyle. Bilirsiniz, sivil katliamlar söz konusu olduğunda, müstehcenliğe yer vermek uygunsuzdur. Sonunda kurtuldu küçük kız.
Biraz daha fazla paranın, ailesini geri getirmeyeceğini düşünmüştür. Üstelik, karşılığında bir bedel ödeyecektir. Onun kaybettiği insanlar, biriciktir. Bir formalite çerçevesinde, sınırsız bir listenin içerisinde kaybolup gitmeyi hak etmemektedirler. En azından, kendisi böyle düşünmektedir. Böylece, bildiği gibi devam etmektedir. Unutulmaz olanı unutmak.