Kahveye ve kitâba meftûn, sukûnete dilbeste bir zât. Az kelâm edip çokça tefekkür eden; gönlünü tabiatın gül ve çiçeklerine, ruhunu ise satırların derûnuna adayan bir nâçiz.”
Gençken, daha çok seyahat etmem, daha uzaklara gitmem, yabancı ülkelerde daha çok zaman geçirmem, kendimi hayata katıp daha derin bir şekilde yaşamak için sürekli bir koşuşturma içinde olmam gerektiğini düşünürdüm ama zamanla anladım ki, aradığım șey tam burada içimde, etrafımdaki șeylerde, işim hâline gelen o geçici işlerde, gündelik hayatın hengâmesinde ve bakışlarımı oraya yönelttiğim sürece karşılaştığım insanların gözlerindeydi.
Ülkede adaletin kolayca eğilip bükülebildiğini, her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu biliyordu ancak kendisini ilk kez ipin ucuna bu kadar yakın buluyordu.
içinde fırtınalar kopsa bile belli etmezdi. Yoğun duyguları zihninin en kuytu köşesinde saklayıp soğukkanlı görünme takıntısını ne yazık ki babasından almıştı.