Ölüme saygıyla yaklaşma kültürünü bir yana bırakmış zamane kızlarından farklı olarak, onların dördü de eskiden adet olduğu gibi hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde olanlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında birer ustaydılar. Annemin onlarda kınadığı tek şey, yatmadan önce saçlarını tarama adetleriydi. "Kızlar," derdi onlara, "geceleyin saçlarınızı taramayın, yoksa denize açılanlar geri dönmekte gecikirler."
"Ama sanki zaten biliyordu," dedi bana. "Yine her zamanki gibi oldu, ona bir şey anlatmaya başlarsın, öykü daha yarısına varmadan nasıl biteceğini bilir."
Ölüm hakkında bir makale üstünde çalışıyordum. Bugün halk kütüphanesinde bu kitabı gördüm ve direk elime aldım. Kitabı alıp çıktıktan sonra sahile yürüdüm ve kumsala oturdum. Bir saate yakın bir süre sonunda kitap bitmişti. Bu kadar sarsıcı olması sanırım bizzat yazarın yaşamından kopmasından kaynaklanıyor. Ölümün, yaşamın bu denli içinde olduğu bir kitap daha düşünemiyorum...