Hayatımızdaki olayların rastlantısal değil de düşündüklerimizle, hissettiklerimizle ve içten inandıklarımızla şekillendiğini hiç düşündünüz mü? Eğer cevabınız evetse, muhtemelen “rezonans kanunu” kavramıyla daha önce tanışmışsınızdır.
Bu kavram, basit bir “pozitif düşün, güzel şeyler olsun” yaklaşımının çok ötesinde. Düşüncelerimizin duygularla birleştiğinde yarattığı güçlü rezonans alanı, bilinçaltı inançlarımızla desteklenirse gerçekliğe dönüşebiliyor. Ve tam da bu noktada, yıllardır milyonlarca okuyucuya bu sistemi anlatan biri devreye giriyor: Pierre Franckh.
Alman asıllı yazar, konuşmacı ve kişisel gelişim uzmanı Franckh, özellikle Rezonans Kanunu ve Sen Yeter ki İste gibi kitaplarıyla dünya çapında tanınıyor. Franckh’in tarzı oldukça sade ama etkili: soyut spiritüel kavramları gündelik hayatla ve bilimsel bulgularla harmanlamayı başarıyor. Özellikle kuantum fiziği, nörobilim ve bilinçaltı inanç sistemleriyle ilgili verdiği örnekler, okurun hem aklına hem kalbine hitap ediyor.
“Senin düşündüğün şey, yarattığın şeydir.”
Franckh’a göre, evrenden bir şey istemek pasif bir dilekten ibaret olmamalı. Gerçek istek, kişinin hem zihinsel hem duygusal olarak onunla uyumlanmasıyla anlam kazanıyor. Kitaplarında bu uyumu sağlayabilmek için kullanılan teknikler –örneğin olumlamalar, görselleştirme, frekans çalışmaları– hem sezgisel düzeyde açıklanıyor hem de çeşitli bilimsel gözlemlerle destekleniyor.
Özellikle nöroplastisite kavramına gönderme yaptığı bölümler çok ilgi çekici: Beynin tekrar eden düşünce kalıplarına göre yeniden yapılandığını ve bu yapıların davranışları, hatta yaşadığımız olayları bile nasıl etkilediğini anlatıyor.
Franckh “istiyorsan olur” demiyor; “Gerçekten ne istediğini biliyor ve onunla rezonansa giriyorsan, hayatın yönü değişir” diyor.
Rezonans