- Rosa Parks'ı ismini duydun mu hiç?
- Yooo!
- 1955 senesiydi Rosa Park, genç bir siyahi kızcağızdı. Bütün gün çalışmıştı ve yorgunluktan ayakta Zor duruyordu. İşten çıktı ve evine gitmek üzere otobüse bindi. Ancak o yıllarda Amerika'nın alabama eyaletinde bir siyahi, otobüsün sadece arka bölümünde "renkliler"için ayrılan koltuklara oturabilirdi. Rosa, otobüse bindiğinde, renkliler bölümünde yer kalmamıştı. O da beyazlar için ayrılmış boş bir koltuğa oturdu. Yorgunluktan ölmek üzereydi.
- Bu nasıl iş ya! 1955 diyorsun filozof! 1955 ya!
- Dinle dinle!
- Derken otobüse, beyaz bir öküz bindi!
- Ahahaha! Gerçek öküz mü?
- Gerçek öküzlerden özür diliyorum.
- Eeee...
- Geldi ve Rusya'nın başında beklemeye başladı. Rosa'nın başında beklemeye başladı. Rosa, oralı olmadığı nokta beyaz öküz, ondan kalkıp kendisine yer vermesini istedi. Ancak Rosa bunu yapmadı. Kalkmadı koltuktan.
- Helâl olsun!
- Otobüsün şoförü polis çağırdı. Polisler Rosa'yı zorla kaldırıp tutukladılar.
-Anladım! Amerika'da, sırf derileri siyah diye insanları köle yapıyordu o zaman!
-Aynen öyle. Amerika'da yaşayan kölelik, dünyanın o güne kadar görmediği kadar ırkçı bir kölelikti. Beyaz derililer, siyah derilileri kendilerinin aşağı bir yaratık olarak görüyordu.
Açgözü saldırgan köpekler gibi Amerika kıtasına çıkan Beyazlar orada tutunabilmek için ekin ekmekli, tarlalar açmalıydılar. Bir sürü Avrupa'dan işsiz güçsüz ve çaresiz insanların götürdüler. Ancak bu yetmedi. Sonra zaten bir süredir sömürdükleri Afrika'da çok daha zengin bir kaynak keşfettiler.
-İnsanları
-Evet! Onları bir av hayvanı gibi avladılar. İnsanlıktan en uzak yöntemlerle köle gemiler ine doldurdular. Kabilelerinden, evlerinden, ailelerinden, sevdiklerinden koparıp aldılar.
-Şey! Peki kızılderililer vardı. Amerika kıtasının gerçek halkı! Onlara köle yapmadılar mı?
-Hayır! Amerikan yerleri kendi topraklarındaydılar. Ve asla köleleştirilmeyecek kadar özgürlüklerine düşkündüler. Savaşçı videoları, ölürler ama yine beyaz adamın kölesi olmazlardı. Ve beyazlar onların topraklarını ellerine alabilmek için öldürmeyi seçtiler. Koca bir kıta halkını milyonlarca insanı katlettiler. Afrikalılar ise, hiç bilmedikleri bu topraklara çok çaresizlerdi.
Charles Darwin gibi bilim adamlarının ortaya attığı evrim teorisi, bu sömürgen Beyaz bahçe illerin ekmeğine yağ sürdü. Çünkü afrikalıları, maymunlarla insanlar arasında kalmış ilkel yaratıklar olarak tanımlıyorlardu bu tür teoriler böyle vahşidiklerini bilimsel (!) Bir kılıf da bulmuş oldular.
Beyaz vahşiler, hayvanları bile yapılmayacak şeyleri siyahi insanlara yaptılar.
Çeşitli kabilelere mensup olanları öldürüp kafatasalarını Avrupa'daki bilim müzelerinde insan ile hayvan arasındaki ara formlar diye gösterdiler. Afrika'dan yakalayıp getirdikleri
Elbette hiçbir insan bir başka insanın kölesi olmamalıydı. Bu yüzden İslam, köle edinmenin şartlarını ağırlaştırırken, köleleri azad etmeyi teşvik etmişti.
-Azad etmek?
-Lûgat okumayı bıraktın mı sen?
-Hayır ama bunu bilemedim.
-Müslümanlar için köle azad etmek, büyük bir sevap. Ve azad edilmiş, yani sahibi tarafından kayıtsız şartsız, biri daha geri alınamayacak şekilde, özgürlüğü bağışlanmış bir köle, ırkı, milleti, derisinin rengi ne olursa olsun, yeri geliyor, Peygamberin ordusuna komutanlık edebiliyor, bir şehre vali bile olabiliyordu...
-Filozof insanların kendi ırklarını ve milletlerini sevmeleri, neden seni bu kadar rahatsız ediyor?
Filozof, yüzme uzun uzun baktı. Böyle durumlarda genellikle sağlam bir soru sorduğum için beni tebrik eder. Çünkü o, soru sorabilmenin son derece kırılgan bir cesaret işi olduğunu ve korunması gerektiğini savunurdu. Soru sorabilme cesareti önemliydi! Sorular önemliydi! Hatta ben cevaplardan bile...
Bana her zaman, "eğer en küçük bir açlık dahi hissetmiyorsan, önüne koyduğum yemeğin ne kadar lezzetli ya da besleyici olduğunu senin için hiçbir önemi olmaz Çaylak!" derdi.