Kadınların tarihi her şeyden önce baskı altına alınışlarının ve bunun gizlenişinin tarihidir. Zaten gizleme de baskının bir parçasıdrır. Bu açıdan ne rastlantıdan ne de tarafsız bilimden sözedilebilir...
Feminizmi tanımlamak aslında çok yersiz bir hareket olur, çünkü bunu sadece birkaç cümleyle tanımlamak, tarih boyunca ömrünü bu uğurda harcayan insanlara büyük saygısızlık olur. Kadınların, erkekler ile eşit olma gibi bir derdi yoktur. Feminizm erkeğe karşı bir düşünce değildir. Kadınların haklarına sahip olmasıyla derdi vardır bana göre. Feministler erkekle eşitlik değil, erkeğin de sahip olduğu haklara sahip olmak ister. Feminizmin yalnız kadınlar için olduğunu düşünmüyorum şahsen. Bunu dememin sebebi toplumsal cinsiyet konusundaki hassasiyetlerinin daha çok etkili olmasından kaynaklıdır. Ki zaten feminizm tarih boyunca 'barış' için birçok önemli işlere imza atmıştır. Maalesef ki genellikle erkekler tarafından yapılan feminizmi insancıl ve haklı bir devrim olarak görmek yerine "cinsel devrim" olarak görmeleri, üzücüdür. Bunu böyle düşünen kadınların sayısı da azımsanmayacak kadardır, bu daha da üzücüdür.
Kürtler'de şöyle bir söz vardır. Berxê xelkê ji me re nabin beran(Başkasının kuzusu bize koç olmaz.) Feminizm de kadınların tam desteğini alamazsa bana göre başarıya ulaşamaz. Tarih bize şunu çok açık bir şekilde gösteriyor. Anaerkil toplumlarda barış ve huzur ortamı daimidir. Ataerkil toplumlar ise katliamlar için neredeyse savaş meydanıdır. Bunu nerden çıkarıyorsunuz diyeniniz olabilir. Bunu ben değil tarih söyler. Paleolitik çağda anaerkil toplumlardan kalan mezarlar tek bir savaşın bile izini taşımaz. Sivriltilmiş taç uçlarının izini rastlanmaz. Çünkü anaerkil toplumda savaş olmamıştır. Bu da anaerkil toplumun huzuru sağladığının en büyük kanıtıdır. Tarihte