Yavrunun omzu kaskatıydı ve acıyordu. Aldığı berbat yara yüzünden bir süre topalladı. Ama artık dünya ona daha farklı görünüyordu. Artık etrafta daha bir güvenli dolaşıyordu. Vaşakla girdikleri kavgadan sonra bir cesaret gelmişti üzerine. Hayata daha vahşi bir açıdan bakıyordu. Dövüşmüştü o; dişlerini düşmanının etine geçirmiş ve hayatta kalmıştı. Ve bütün bunlar yüzünden daha bir cesaretle ve daha önce bilmediği türde bir meydan okuma duygusuyla yürüyordu. Artık ufak tefek şeylerden korkmuyordu ve ürkekliği neredeyse tamamen yok olmuştu ama “ bilinmeyen “ , elle tutulmayan tehditkar gizemleri ve dehşetleriyle onun üstüne gelmekten hala vazgeçmemişti.
Su canlı değildi ama hareket ediyordu. Üstelik toprak kadar katı dursa da onda katılıktan eser yoktu. Buradan, her şeyin her zaman göründüğü gibi olmadığı oldu sonucunu çıkardı. Yavrunun “ bilinmeyen “ den duyduğu korku ona atalarından kalmış olan bir güvensizlik duygusuydu; yaşadıklarıysa bu duyguyu güçlendirmişti. Bundan sonra, nesnelerin doğası hakkında karar verirken görünüşe asla kanmayacaktı. Herhangi bir şeye güvenmeden önce onun aslını öğrenmek zorundaydı.
Varoluşunu haklı çıkarmakla meşguldü – ki hayatın bundan büyük gayesi olamaz, çünkü yaşam ancak yapmak için donatılmış olduğu şeyi sonuna dek yaptığında zirveye ulaşır.