Takıntılı sağlıklı olma arayışı, insanın kendi bedenine yabancılaşmasına neden oluyor. Birey, bedenini sürekli olarak kontrol etme ve optimize etme çabası içinde, kendini bir makineye dönüştürüyor. Bu makine, en ufak bir arızada tamir edilmeli, en küçük bir aksaklıkta düzeltilmeli gibi davranılıyor.
Bugün bir yere ulaşamıyor olmamız, ama hep yorgun hissediyor olmamızın bir sebebi de bu. İçsel devinim hareket halindeyken fiziksel devinim uyuşturulmuş durumda.
Tuhaf zamanlar gerçekten...
Tuhaf zamanlar çünkü; Elimizde korkunç silahlarımız, füzelerimiz, askeri sistemlerimiz var ama kendimizi daha savunmasız hissediyoruz. Güvenlikli sitelerde, en son ka mera sistemleri içinde, dört beş kilit ile korunduğumuz, camları demirli evlerimizde hiç kimseye güvenemeden geçen zamanlardayız.
Çağ insanına yapılan dayatmalardan en korkunç olanı, "Mutlu ol!" dayatması. İnsanlık tarihinde mutluluk, dönemsel olarak farklı anlamlar kazanmış, ancak hiçbir zaman bugünkü gibi bir takıntı haline gelmemişti. Eski Yunanda Aristoteles, mutluluğu "ruhun işlevsel etkinliği" olarak tanımlarken, bugün marketlerde "Mutluluğu satın alabilirsiniz." dayatması ile karşılaşıyoruz. Bu değişim, sadece kültürel bir dönüşümü değil, aynı zamanda bireysel zihin yapısında derin çatışmaların da habercisi oluyor.