Hayatın gerçek anlamı ve değeri, ölümün kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edilmediği bir dünyada tam olarak anlaşılamaz. Modern toplum, ölüm ve hayatta kalma konusundaki bu yaklaşımıyla, insanların manevi ve varoluşsal boşluklar yaşamasına neden oluyor. Yaşamın yalnızca hayatta kalma ve ekonomik kazançlar üzerinden tanımlanması, derin bir anlam eksikliğine ve varoluşsal tatminsizliğe yol açar. Bu nedenle, insanların hayatlarını anlamlı kılmak için ölümün doğal bir parçası olduğunu kabul etmeleri ve yaşamın manevi boyutlarını yeniden keşfetmeleri gerekir.
Ancak buna izin verilmiyor.
Artık evinde, yatağında ölen kimse kalmadı. Ölümü makinaların seslerinin arasında sıkıştırdık. Ölüm artık yoğun bakım ünitesinde. Ölüm mahallenin içinde değil, şehrin dışında artık.
Takıntılı sağlıklı olma arayışı, insanın kendi bedenine yabancılaşmasına neden oluyor. Birey, bedenini sürekli olarak kontrol etme ve optimize etme çabası içinde, kendini bir makineye dönüştürüyor. Bu makine, en ufak bir arızada tamir edilmeli, en küçük bir aksaklıkta düzeltilmeli gibi davranılıyor.
Bugün bir yere ulaşamıyor olmamız, ama hep yorgun hissediyor olmamızın bir sebebi de bu. İçsel devinim hareket halindeyken fiziksel devinim uyuşturulmuş durumda.