Giriş Yap

Erich Scheurmann

Yazar
8.3
3.498 Kişi
11,1bin
Okunma
284
Beğeni
10,1bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Erich Scheurmann, 1878 doğumlu Alman bir yazardır. Çocukluğu ve tahsil hayatı daha çok resimler çizerek geçse de şüphesiz ki kariyerinin en önemli noktalarında yer alan Papalagi , dilimize Göğü Delen Adam | Ayrıntı Yayınları olarak çevrilen, kitabı ile büyük bir ilgi uyandırmıştır.
Unvan:
Alman yazar, ressam
Doğum:
Hamburg, Almanya, 24 Kasım 1878
Ölüm:
Armsfeld, 4 Mayıs 1957
Reklam
·
Reklamlar hakkında

İncelemeler

Tümünü Gör
112 syf.
·
4 günde okudu
·
Puan vermedi
Gökyüzünde Bir Adam
Nereden başlasam bilemiyorum. Bazı kitaplar vardır size farklı pencereler açar ve siz farklı atmosferleri solursunuz. Bazı kitaplar da vardır ki sizi öyle pencereyle falan kandırmaz, tutar kolunuzdan gökyüzüne çıkarır ve size seslenir; bak işte sen dünyayı sadece kendi etrafında olanlardan ibaret sanıyordun, yaşamı, kuralları, toplum yargılarını, toplum düzenini, toplum ahlakını sadece yaşadığın dönemin paradigmasından algılıyordun bak bakalım her şey senin yaşadığın dönemdeki dünyaya mı ait? Bu kitap önce sizi kolunuzdan tutup gökyüzüne çıkarır fakat indirmek için falan uğraşmaz çünkü bilir ki sizin doğru bildiğiniz tabularınız teker teker üstünüze yığıldığında zaten kendiliğinizden zemine çakılacaksınız. Dünya nedir? diye sorsalar şunu söylerim; doğduğum yıldır dünya, doğduğum medeniyettir dünya… Dünyaya geldiğimizde sadece yaşımız büyümez, siz göremeseniz de ruhumuzun üstünde kabuklar oluşur. Oluşan bu kabuklar yaşadığımız dönemin değer yargılarıdır. O kabuklar bizi öyle çevreler ki doğal yapımızdan bizi uzaklaştırır. Zaman öyle ilerler ki kim olduğumuzu değil asıl olan, insan nedir onu unuturuz. Yaşadığımız dönemi sanki dünya oluştuğundan beri devam eden bir olguymuş gibi algılarız. Sadece insan olduğumuzu unutmayız aynı zamanda kendimize bir soruyu sormayı da unuturuz o da insan nedir ? İnsanlık tarihi ilerlemesine modernlik demiştik. Peki ya modernlik dediğimiz süslü bir altın kafesten ibaretse? Sanırım bize bunu bize özetleyecek bir yazar tanıyorum. Gelin alt paragraftaki iki alıntıya bakalım durum gerçekten de böyle mi? Sapiens yazarı Yuval Noah Harari’nin dediği gibi “Kano ve kadırgalardan buharlı gemilere ve uzay mekiklerine vardık ama kimse nereye gittiğimizi bilmiyor.’’ ‘’Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens'e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular.’’ Evet, ben bu kitabı okurken bir adamdım kitap ne zaman ki kolumdan tutup beni gökyüzüne çıkardı artık o saatten sonra göğü delen adam oldum. Mütevazi bir odam vardır sokak lambasına bakan bir pencerem ve köşede duran gaz lambam bazı geceler uyuyamazsam penceremin önüne bir sandalye çeker, gaz lambamı yakar ve saatlerce düşünürüm, dünya nedir, İnsan nedir? Acaba biz gerçekten insan denen varlığın prensiplerine göre mi davranıyoruz? Gerçekten yaşam denen şey bu yaşadığımız dünya mı? Bugün iyi bir eğitim için çabalıyorum fakat 500 yıl önce doğsaydım acaba o zaman ne için çabalamam gerekiyordu? Bugün en değerli olgu her şey gibi insan zihninden türetilmiş olan para ve hepimizin hedefi onu kazanmak için çabalamaktır. Peki ilk çağ zamanlarında doğmuş olsaydık bu sefer en büyük hedefimiz ne olacaktı? İnsanlık olarak ilerliyoruz kendi zihinlerimizden değerler yaratıyoruz. (para, ün, statü, mevki, konfor) sonunda o yarattığımız şeylerin kölesi oluyoruz ve buna medeniyet diyoruz. Sanırım çok fazla gevezelik ettim o halde artık gelin biraz kitaba göz atalım. Öncelikle şunu söylemeliyim. Kitap okurken sanki Mandıra Filozofu adlı filmdeki Mandıra Filozofu’ nu anımsatıyor. Eser bugün medeniyet dediğimiz tüm olguları eleştiriyor ve eleştirirken bunu haklı ve mantıksal nedenlerle bağdaştırıyor. Kitabı okurken Yuval Harari’nin Homo Sapiens kitabında geçen, insanlık ilerlediğini sanırken aslında kendinden uzaklaşıyor mantığının burada tam anlamıyla yansıtıldığını görmek mümkün. Sadece aşağıdaki paragrafı okumak bile kitabın bize vermek istediği mesajı özetler nitelikte. ‘’Papalagi (beyaz insan), tıpkı bir midye gibi, sert bir kabuğun içinde oturur. Bir çıyan gibi, taşların arasında lavların çatlaklarında yaşar. Sağı, solu, altı, üstü hep taşlarla örtülüdür. Barınağı dikine duran taş bir sandığı andırır, çok sayıda gözü olan delik deşik bir sandığı andırır, çok sayıda gözü olan delik deşiş bir sandık. Bu taş kabuğa tek bir yerden girilip çıkılır; Papalagi bu yere, içeri girerken ‘’giriş’’, dışarı çıkarken de ‘’çıkış’’ adını verir, oysa ortada tek bir delik vardır’’ Kitabı bitirdikten sonra her şeyin kendi ürettiğimiz birer saçmalıktan ibaret olduğunu, hayat çabası, amacı olarak idrak ettiklerimizin aslında ne kadar anlamsız ve yıpratıcı şeyler olduğu sonucuna varmak kaçınılmaz. Kısacası kitap size bugüne kadar yaşamadığınız büyük bir zihin devrimi yapıyor. Kitabı okuduktan sonra artık çoğu şeye farklı bir açıdan bakacaksınız. Şimdiden okuyacak okurlara keyifli okumalar dilerim
·
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.11