Gayrimeşru doğmuş bir nesil; meşru, dengeli, sevgi dolu ebeveyn ve aile ortamında yetişmiş bır nesle göre, tabii ki daha sevgisiz büyür ve buradan da çoğu psikolojik hastalıklar kaynaklanır.
Mesela ABD'deki yüksek uyuşturucu bağımlılığının,alkolizm oranlarının önemli sebeplerinden biri budur.
Özellikle son kırk sene boyunca Hollywood filmleri vasıtasıyla eşcinsellik, adım adım, komünikatif ve metakomüni-katif mesajlarla önce Amerikan toplumuna sonra da bütün dünyaya, zararsız ve hatta övünülecek bir serbest seçim, alternatif bir varoluş tarzı olarak kabul ettirilmiştir. Mesela 1982 tarihli komedi filminde Dustin Hoffman, "Tootsie" adı altında bir kadın rolü oynar; 1993'te ise Robin Williams,
"Madame Doubtfire" olur ve ayrıldığı eşinden olan çocuklarının hanım olarak bakıcılığını yapar. Daha eşcinsellik teması işlenmez ama işlenen, satırlar arası "Erkek niye kadın olmasın?" mesajıdır.
"Araplar, o günkü hällerine baktığımız da, lime lime olmuş yamalı elbiseler içinde bulunan kimseler olmalarına rağmen, şüphesiz o katılıklarını bir tarafa bırakmış büyük bir inceliğe sahip mümin insanlara dönüşmüşlerdi. Artık onlar, büyük bir yumuşak huyluluk ve letafet sahibi kimselerdi. Bu halleriyle yeryüzünde o gün hükümran olan büyük imparatorluklarının artık can çekişmekte olduklarını görüyor ve onların mirasçısı olabilecek kabiliyette olduklarını gösteriyorlardı. Müslümanlar, Germenler veya Vandallar gibi barbar ve istilacı olmadıklarını ortaya koymuşlardı.
Aksine onlar, yıkılan o günün süper devletlerinin tarihteki görevlerini sürdürmeye hazır ve medeniyet dünyasını daha da ileri noktalara taşıyabilecek özelliklere sahip olduklarını göstermişlerdi. Müslümanlar, bu medeniyetin büsbütün göçüp gitmesine engel olmak için âdeta tam zamanında yetiştiler.
Bilindiği üzere imparatorluklarda ve ulus devletlerde, toplumu birbirine bağlayan esaslar birbirinden farklıdır. Mesela Fransız Devrimi nin 1650 yılı Osmanlısında, bir şahsın eliyle yirmi üç yılda ortaya çıkması beklenir miydi? Osmanlı Imparatorluğu'nun toplumsal bağlarının, yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede, ulus devlet toplumsal bağlarına dönüşmesi umulur bir iş midir? Ayrıca
bu değişim tepeden dayatma ile olmadı. Bu yirmi üç yılın ilk on üç yılı, halkı ikna etme çabaları ile geçti.
Onlara silahla dayatılmadı. Bir fıkir anlatılarak başarıldı. Onlar bunu benimsediler ve uyguladılar. Bu, tarihin devinimi açısından benzeri bulunamaz bir şeydir.