Beklemek, hayatın ince ipliklerinden birine tutunmaktır bazen; bir umudun, bir sesin, bir yüzün geleceğini sanarak geçirilen uzun saatler… İnsan, bekleyerek zamanın düzeleceğini, dünyanın kendi eksenine oturacağını düşünür. Oysa beklemek, çoğu zaman yavaş yavaş akan bir nehirde savrulmaktır; kıyıya varmak umuduyla ama kıyının nerede olduğunu bilmeden.
Her şeyin düzene gireceğine inanmak bir masaldır belki, ama masallar insana güç verir. Beklemek, bir umutla sabrı harmanlamaktır. Fakat bazen bekleyiş, kendi içinde bir tutsaklık yaratır; sanki bütün hayatın o anın düzelmesine bağlıymış gibi. İnsan bu kısır döngüde fark etmez ki, düzen arayışı kendi içinde bir hareket gerektirir. Beklemekle düzelecek şeyler vardır elbet, ama hareketsizlikle düzene girecek şeyler pek azdır.
Belki de beklemek, insanın kendisini zamana bırakarak içindeki karmaşayı susturma çabasıdır. Beklerken zaman akar; ama insan o akışta durup bir an olsun kendini sorgulamalıdır: “Düzelmesini beklediğim şey, belki de önce benim değişmemi bekliyordur.” Belki de her şeyin düzeleceği gün, harekete geçtiğimiz gün başlayacaktır.
@Bisehap0210