Özgür olma hakkını kazanamayan kimse özgür değildir. Evet, o ne bir hak ne de sıradan bir durumdur. Özgürlük bir ödüldür. Hem de ödüllerin en yücesi, en mutluluk verenidir. Manzara için güneş ne ise, yaşamdaki tüm olaylar için de özgürlük odur. Onu fethedemeyen kişi, hayatın bütün gerçek ve kalıcı sevinçlerinden yoksundur.
Spencer'a da şunu hatırlamamız yeterli olacaktır. İyi eğilimler de kötüler gibi kalıtsaldır ve en az onlar kadar güçlü şekilde yerleşiktirler. Kişi yeterince istedikten sonra yararlı veya zararlı ara kirasını kendi içinde bulabilir.
Hangi orda olursa olsun bu durum, bütün önemli düşünceler için geçerlidir. Bir fikir kafamızdan öylesine geçip gidiyorsa bizim için değersizdir ve başından hiç var olmamış gibidir. Ona tekrar tekrar içten ve yoğun bir dikkat göstermeli , kendi kendine hayatta kalabilecek kadar güçlenmeden, düzenli bir merkeze sahip olmadan bir kenara atmamalıyız. Bilincimizde uzun süre saklamalı, sıklıkla kendisiyle ilgilenmeliyiz. İşte o zaman güçlü duygulara verimli düşüncelere ve fikir bağlantıları denilen gizemli manyetik güce sahip olacak, bunları içselleştirecektir. Düşünce ve duygunun düzene girmesi ancak yavaş sabırlı ve sakin düşünme yoluyla gerçekleşir.
Kendineleri bakarak kişisel örnekler bulmanin , kitaplarda söz edilenleri ezberlemekten cok daha kolay olacağını düşünmezler bile Hayır çünkü düşunmektense ezberlemeyi yeğlemek gibi karşı konulmaz bir eğilime sahipler. Belleklerine böylesine gereksiz yükler bindirmekten duydukları, korku en küçük kişisel bir çaba içine girmenin vereceği dehşet hissi yanında hiç kalıyor. Her alanda pasifler. Kuşkusuz, kişisel çaba harcamaya duydukları isteksizliği üniversiteye girerken de yanlarında götüreceklerdir. Kaldı ki bunun çok büyük bir zararı olmayacaktır zira hiçbir sınav, adayın ne olduğuyla, nasıl bir değere sahip olduğuyla ilgilenmez. Sınanan sadece, belleğinin durumu ile bildiklerinin düzeyi, onda nasıl bir iz bıraktığıdır.