“Ahh o eski sevdalar..” dedirten bir hikaye Uzun Hikaye. Sinemacıların kızı Münire’yi kaçırmakla kalmayıp, sevdiği kızı inciten abilerinden intikam almak için sinemalarını da ateşe veren Ali’nin öyküsü. Pelvan Sülüman’ın torunu Bulgaryalı Ali. Anlatıcı, Ali’nin yoldaşı, oğlu. Bir çocuğun babasına duyduğu hayranlığı çok güzel anlatmış cümleleri. O babasını anlatırken ben, zeki, kibar, yakışıklı, ikna kabiliyeti yüksek, adaletli, haksızlığın karşısında dimdik, sevdaya ise tam teslim bir adam çizdim hayalimde.
Münire’yi kaçırmakla başlayan öykü, yollarda, türlü işlerle, insanlarla, pek çok küçük kasabada pek çok büyük yaşanmışlıkla devam ediyor. Baba oğul oynuyorlar, gülüyorlar, güreşiyor, yarışıyorlar, sarılıyor, ağlıyorlar.. Onların yanında başka başka insanlar dahil oluyor öyküye. Adının Remzi mi Rıza mı olduğunu kestiremediğimiz istasyon şefinin acı öyküsü mesela.. Bulgaryalı Ali ve Münire’nin metruk bir vagondan ufak bir cennet köşesine çevirdikleri evlerinin tek komşusu olan ailenin dilsiz kızının öyküsü.. Çerçi Abdullah’ın bir köşedeki tezgahı mesela, tezgahta sattığı boncuk işlerini yapan oğlu Celal’in evden hiç çıkamayışı, tekerlekli sandalyesi ile daima cam kenarında oturuşu..Kısacık kitapta upuzun bir hikaye anlatmış yazar. Bittiğinde muhteşem bir tat kalıyor dimağınızda ve kalbinizde incecik bir hüzün.. “Ahh yaşamak, diyorum, Bulgaryalı Ali’de sen, en güzel anlamlarından birini bulmuşsun.” Duamdır, Mustafa Kutlu’nun cümleleri, daim olsun. Sevgi ile