Bunların hiçbirinin olmadığı bir gezegenden geldiğini düşünsene. Her şey nasıl da mucize gibi gelirdi. Karşımıza çıkan her şey bize nasıl da heyecan verirdi. Bir günbatımı resmine asla klişe gözüyle bakmazdık. Bağda bahçede yapılan sıradan bir yürüyüş ütopyaya dönüşürdü. Sıcak bir günde serin bir rüzgâr estiğinde piyangoyu kazanmış gibi olurduk. Kuş şakımalarının her biri bize senfoni gibi gelirdi.
Doğru gözle bakılıp doğru kulakla dinlendiğinde her şey güzel olabilir, Maurice. Bütün müzik türleri. Bütün hüzünler ve bütün hazlar. Alınan ve verilen her nefes. Her bir gitar solosu. Bütün sesler. Asfalt kenarındaki her bir bitki.
Hayattaki sınavımız da bu değil mi? Yaşanmışlıkları yok etmeden yola devam edebilmek. Kendimizi yok etmeden nelerden vazgeçmemiz, nelere sıkı sıkı tutunmamız gerektiğini görebilmek.