"Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?
Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmissiniz de her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmus gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanlarin seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yapraklarin arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?
Eğer bir insanı gerçekten seviyorsanız o mutlu olduğunda siz de mutlu hissedersiniz. Onun ilgilendiği şeyler aslında sizin ilginizi hiç çekmeyen, aklınıza hiç yatmayan şeyler de olsa onda heyecan uyandırdığı için desteklersiniz. Çünkü bir insanı gerçekten seviyorsanız o insanın sizden ayrı başka bir insan olduğunun bilincinde olursunuz.
İnsanlar hep hayatın kısa olduğunu ve bu yüzden her anın değerli olduğunu söyler, bu fikir de onları müthiş bir acele içine sokar. Oysa kitapların hiç acelesi yoktur.