Bilal

Reklam
Kimsenin okuyamadığı bir hikâyenin son cümlesi gibi­yim. Hâlâ yarım, hâlâ yaralı ve hâlâ sol yanı eksik...
Rabbimiz dilemedikçe, bizler dilemeyi de beceremez­ken ne de büyük cümleler kurmaya meraklıyız.
İnsanlar birbirlerinin gözlerinde cenneti görünce birbir­lerine âşık olurlar. O gözde cennet yoksa aşk da yoktur. An­cak dualar içinde yüzen bir yürekle bulunur cennetin yolu. Cennetin yolu birdir oysa.
Aşk diyorsun. Hangi aşk? Aşk tenha yalnızlığı severken şehir âşıkları kafelerde, barlarda, parklarda ulu orta, sere serpe sergilenmeyi, kümelenmeyi seviyor. Herkes birbirinin şizofreni vitrini... Herkes kirliliğini birbirinde örtmeye, sak­lamaya çalışıyor ve buna da aşk diyorlar. Loş ışıldar altında bunaltıcı parfüm kokuları eşliğinde kulaklara fısıldanan şi­irlerle cinselliği kışkırtmak değildir aşk. Böylesi sevgi oyunla­rında geriye kalan terli yataklardan buharlaşıp içine oturan öfke ve tiksinti değil midir?
Reklam