📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneş ve Ay’ı da emri altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte (bütün bunları yapan) Rabbiniz Allah’tır. Mülk O’nundur. O’nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir çekirdek kabuğuna bile sâhip değillerdir.” (Fâtır, 13)
Güneş’in dünyaya nasıl doğduğunu bir düşün! Allah (celle celâlüh) bu nizamı nasıl da düzenli yapmıştır! Eğer Güneş hep aynı yerde doğsaydı, o zaman Güneş’in ışınları sadece aynı bölgelere ulaşır, dünyanın diğer yerleri bu ışığı almaz, dağlar ve tepeler bu durumda Güneş’in ışığını engellerdi. Oysa Allah (celle celâlüh) Güneş’i günün başlangıcında doğudan doğurmuş, sonrasında da batıya doğru kaydırarak ışığı diğer bölgeler için aydınlatıcı kılmıştır. Bu şekilde Güneş’in ışığını almayan hiçbir bölge kalmamış olur.
Sonra gece ve gündüzün süresine bak! Allah (celle celâlüh) gece ve gündüzün vaktini âlemin salahı için nasıl da ayarlamıştır! Eğer gece ve gündüz takdir edilen süreyi aşmış olsaydı, o zaman yeryüzündeki hayvanlar ve nebâtat zarar görmüş olurdu. Hayvanlara vereceği zarara gelince: Gün ışığı sürekli olmuş olsaydı, hayvanlar dinlenemez, yırtıcı hayvanlardan kaçıp kurtulamaz, kendilerini koruyamaz ve netice olarak helâk olurlardı.
Nebâtata vereceği zarara gelince: Güneş’in sıcaklığı devam ettiğinden dolayı bitkiler kuruyup yanardı. Gece için de durum benzer olurdu. Eğer gecenin süresi daha uzun olsaydı, hayvan türlerinin hareketleri kısıtlanır, hayvanlar yiyecek peşinden koşamaz, bitkiler doğal ısılarını kaybeder, kokar ve çürürlerdi. Aynen hiç Güneş ışığı almayan bir bölge gibi olurdu.
Allah’ın geceyi gündüzün içine, gündüzü de gecenin içine nasıl soktuğuna bir bak!
Öyle ki, gece ve gündüzün süreleri belli bir hesaba göre uzar ve kısalır.