Hırstan çatlamakla hiçbir şeyde gözü olmamak arasında bir yere yerleşmenin zihin göçünü yaşıyorum. Değerini sahip oldukları ve olacakları üzerinden biçmek de çok vizyonsuzca, Cenab-ı Hak'ın hazinesine güvenemeden devamlı devamlı azı talep etmek de. İyiye ulaşmak için içine sinene dek araştırmayı mantıklı buluyorum artık. Bunun yanında bir türlü bir şeyi içine sindirememek hatta içine sindirmek uğruna kıymetli vakitlerin tamamını eşyaya harcamak da ego mahsülü diye düşünüyorum.
Hazreti Allah "Ben kulumun zannı üzereyim " demiyor mu? Benim zannım da hazinendeki kıymetliye, hem gözü hem gönlü doyurana, bakıldı mı kalite olarak ışıldayana layık olduğumdur Ya Rab. Değerimi, itibarımı mal üzerinden belirlemekten sana sığınıyorum fakat itibarlı gösterecek her şeyin bana ve aileme çekilmesine talibim.
Ara ara atıştırayım diye eve çerez alırız da tadı çok hoşumuza gider, öğün yemeği yemek istemeyiz çerezden devam ederiz ya o bitene dek, tıpkı öyle bir eser. Sanki atıştırmalık gibi duruyor ama yazarın dili öyle özgün öyle akıcı ki başka kitap okumak yerine bundan devam edesi geliyor insanın. Her bebeğimi salladığım vakitte iki üç hikaye okuya okuya bitirdim. Kendimden geçip eski hayatımdan kopmamak istiyordum ama uzunca hikayeler çok bölünüyordu. Kitap, bu süreci değerlendirmemi sağladı. Dursun Dursun Gürlek'in #k:233070 kitabında da bu tadı almıştım. Bana epey hora geçti.