Kim olduğumun bir önemi yok, ait hissettiğim yerin bir önemi var.
İnsan yalnız ve çaresizken en çok ait hissettiği yerde olmak istiyor.
Gariptir ki korkuları nerdeyse en çok oraya ait hissediyor.
Ufak yaralar bunlar, ölmeyeceğim sonuçta, değil mi?
Hangi yara insanı öldürür, bilemezsin.
Nihayetinde kalp yarası dediğimiz şeyi de gözle görmeye kalksak göremeyiz ama bir insanı ek kolay yoldan, en acılı şekilde ancak o öldürebilir. Sanırım öleceğim!
Hayır! Ölmeyeceksin, drama yapma!
Biliyordum. O sızı beni öldürecekti. İnsan onu neyin öldüreceğini bilirdi çünkü. Ben de biliyordum. Yine de her şeye rağmen gülümsüyordum. İnsanın hissettiği sonun onu beklediğini gördüğünde gülümsemesi ne demekti, keşke bilmeseydim.
Sanıyorum ki on yedi yıllık yaşantımın bana bıraktığı bir mirastır. Ama ben Tanrı’dan, bu sızının ben büyüdükçe küçülmesini; ben yaşadıkça ölmesini diliyordum.