Ama bu kez kalpten ziyade parçalanan ruh olurdu.
İşte o an, sevilmeyen bir yanıyla tanışırdı insan: Güvenmeye çalışırken yanan, affetmeye çalışırken de tükenen bir haliyle.
İnsan öfkeyle bağırır, kırgınlıkla susardı. Bazen, en büyük sessizlikler en derin çığlıklara dönüşürdü. Öyle bir çığlık olurdu ki bu, sadece kalp duyar gözler de tercüman olurdu.
Her kelime batık bir gemi gibi yutulurdu içinde. Ve her hatırlayışta yeniden yanar, yeniden kırılırdı.
Adaletsizlik ise derin bir kesik gibiydi, zamanla kabuk bağlasa da izi kalmaya devam ederdi. Kimi bu yarayı görmezden gelirdi kimi ise aynı yerden tekrar tekrar kanamaya devam ederdi.
Çünkü adalet, karanlık bir odanın en köhne köşesinde sallanan bir teraziye benziyordu. Bir kefesi altınlarla doldurulmuş, diğeriyse kanla ağırlaşmıştı. Kim güçlüyse, o kazanıyordu. Kim sessizse, o kaybediyordu.
Çünkü kendi karanlığında kaybolmuş küçük bir çocuk için, büyümek çok daha derin bir kuyunun içine düşmek ve cehennemin sessiz çağrısıyla tanışmak gibiydi.