Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi, ayaktaki cam kesiğini eczanede dikiş attırmakta değildi. Asıl acı kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi..
Dindina bir seferinde mutluluğun yüreğimizde parlayan bir Güneş olduğunu söylemişti. güneş her şeyi mutlulukla aydınlatıyordu. Eğer bu doğruysa her şeyi güzelleştiren şey göğsümde pır pır eden yüreğimdi.
Zeze: “Önemi yok, onu öldüreceğim!”
Portuga: “Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?”
Zeze: “Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık
sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.”
.
.
Portuga: “Ama beni de öldüreceğini söylemiştin.”
Zeze: “Başlangıçta söyledim. Sonra, seni başka bir biçimde öldürdüm. Yani, seni yüreğimde canlandırarak öldürdüm. Sen sevdiğim tek insansın, Portuga. Tek dostumsun...
Portuga, ben senin yanından bir daha hiç ayrılmak istemiyorum biliyor musun?
Çünkü dünyanın en iyi insanı sensin. Senin yanındayken kimse bana zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor..