“Seni biri avlayacaksa o benim minik ceylan,” derken bakışlarındaki bir şey gerçekten avıymışım gibi hissettirdi. Sesinin desibelini yükselterek ateşi harladı. Adeta meydan okuyordu. “Ve seni benim yanımdan alabileceğini düşünen bir şuursuz varsa denediğini görmek isterim. Yanmak isteyen herkes için cehennemimin kapıları açıktır.”
"Kadınların hepsi sana bakıyor."
"Öyle mi?"
"Öyle."
"Fark etmedim."
...
"Erkeklerin sana bakmadığını teyit etmekle meşguldüm."
"Her zaman bu kadar korumacı mısındır?"
"Değerli bir şeye sahipsem, evet."
"Niye bana öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyorum?”
Soruma soruyla karşılık vermesi kaşlarımı çatmama neden oldu. Ona doğru dönüp dibimde durduğunu fark ettiğimde koltuğa gömüldüm. Altın harelerinin içime işlemesine izin vermemeye çalışsam da bakışlarımızı ayıramadım.
Bir mırıltı halinde dudaklarımdan kayıp giden itirafıma engel olmak istemedim. “İlgini çekiyormuşum gibi.”
“Çünkü çekiyorsun.”
"Helen Saral. Ölüler diyarına bu kadar yakışman, bende seni bırakmama isteği yaratıyor." Sesindeki uyarı, bakışlarındaki tehlike çanlarına eşlik etti. "Dikkat et. Bir dahakine tenine değil, ruhuna pranga vurabilirim."
Daha önce bu kadar güzel bir teklif duymamıştım.