Normalde duygusal bir kadın değildim. Bu hayatta beni en çok duygulandıran şey kadın başarıları olurdu. Atatürk'ün bize Kahraman Türk Kadını diye seslendiği o anın hakkını veren kadınların kazandığı tüm savaşlar göğsümü kabartır, gözlerimi doldururdu. Tırnaklarıyla kazıyarak, kimsenin ne dediğini umursamadan, kadın hâlinle diye söze başlayıp konuşanları dikkate almadan başaran her bir kadın gibi ben de bu anda gururlanmayı hak ediyordum. Evde ailesi için çabalayan, sokakta namusu için kendini koruyan, iş yerinde kimseye muhtaç olmamak için ter döken her bir kadının elini omzumda hissediyordum.
Bunca erkeğin arasında bir kadının bu görevi layığıyla yerine getiremeyeceğini düşünenler yüzünden erkek kılığına girerek işimi yapmak zorunda kalmıştım. Ve şimdi bunu hangi kılığa girersem gireyim hakkıyla yaptığımın herkes tarafından onaylanmasının haklı gururunu yaşıyordum.
Kendim bile kendime değer vermemiştim.
Şimdi onun benim için buraya gelmesine, bunun için bir saat kadar araba kullanmasına, ben seviyorum diye iki tane ayrı ayrı sipariş vermesine, benim adıma ama benim isteklerimi dikkate alarak konuşmasına ne tepki verilir, bilmiyordum.
Normali buydu belki de. Ama başkasının çaba sarf etmeden sahip olduğu şeyleri ben tırnaklarımla savaşarak aldığımdan bunlar bana farklı geliyordu. Ödül gibi. Bunca yılın üstüne gelen mucize gibi.