Eğer medenî yapı içinde sürdürdüğü bu hayat gerçekten hayat ise niçin kendini devamlı olarak inanmadığı, istemediği, doğruluğunu kabul etmediği davranışları göstermek için disipline almak ve sıkıntıya sokmak mecburiyetini hissediyor? Demek ki kendi özündeki hususiyetler, yaşadığı hayatın şartlarıyla ahenk içinde değil. Bu durumda ya ahlâkî ve zihnî değerlerini toplumun geçerli ölçülerine uyduracak veya kendi değerlerinin yaşayabildiği bir ortam arayacak. İkisinden birini başaramadığı takdirde ontolojik güvenliği sarsılacak ve belki parçalanacak.
Bu insana artık biz deli diyeceğiz. Çünkü ona deli demek, aklı başında olan bizlerin ikiyüzlülüğünü saklayacaktır. Biz aklı başındayız, çünkü toplumda bütün geçerli değer hükümlerini benimsemiş gibi yaşıyoruz.
Eğer insanın eğitimi, dünya görüşü, tatmin vasıtaları içinde yaşadığı toplumun değer yargılarıyla, yürürlükte bulunan yaşama biçimiyle uygunluk gösteriyorsa bu insan, varlıkbilimsel güvenliğini kolaylıkla sağlama imkânını elinde tutar. Fakat toplumun genel geçer değerlerini kabul etmeyen veya herhangi bir sebeple bu değerlerle uzlaşmazlık içine girmiş bulunan kişi, varlıkbilimsel güvensizlik tehlikesiyle tehdit ediliyor demektir. Yani
Önce solcularla, sonra sağcılarla yan yana gelişim bir buluşma olmadı. Birbirimizi bulmadık. Ne onlar beni buldu; ne ben onları. Ne ben onlarda bir şey buldum; ne onlar bende. Yine de gerçekleşen randevuyu kimse inkâr edemez. Ben burada bu randevunun faydasızlığını ilân ediyorum, hepsi bu. Bu faydasız randevudan ders çıkarmak imkânı da yok. Hatırlanışı sadece iç karartıyor. İçi zaten kararmış olanların hepsi Gülhane Parkı'nda; ama hiçbiri hiçbir şeyin farkında değil.