Bir insanın kendi varlığını duyumsayabilmesi için, insanlara bir biçimde davranıyor olması gerekir. Benim patronlarım, yakınlarına karşı hep öğretmen edalı, hep eleştiren, ayıplayan, kınayan bir tutum içindeydiler. Bu eleştirilere uyarak onlar gibi düşünmeye, duymaya, onlar gibi yaşamaya başlamanın da bir yararı yoktu; çünkü bu kez de daha önce eleştiri üstü tuttukları bu tutumu eleştirmeye başlarlardı. Onlar, böyleydi.
..birbirlerine âşık insanların gözlerinde sıra dışı bir şey olduğunu fark ediyor, onların yüreklerinde özel bir iyilik olduğunu hissediyordum. İnsan yüreğindeki bu coşkuyu fark etmek her zaman çok hoştu.
Bir insanın bilgisi ne kadar çoksa, eli kolu da o kadar uzun olur, her yere yetişir, her şeye ulaşır; ne çok şeye ulaşırsan, o kadar çok kazanırsın, işlerin yolunda olur. Tanrı bizi dünyaya aklı bir şeye ermeyen birer çocuk olarak gönderir, akıllı, bilgili ihtiyarlar olarak geri alır. Demek ki, okumak gerekiyor.