..bana heykeli göstermişti. Ve bu yüzde ne garez ne de özlem olduğunu, bu yüzdeki her şeyin kül olup silindiğini, bu yüzün her şeyi bildiğini ve hiçbir şey istemediğini söylemişti;
ne cezalandırmak ne bağışlamak, hiçbir şey, hiç ama hiçbir şey. Böyle olmak lazım, demişti heykelin önünde. Bu, insanın nihai kusursuzluğuymuş; bu kutsal kayıtsızlık, bu mutlak yalnızlık, bu acıya ve sevince sağırlık. Aynen böyle söylemişti.
Ne mi hissediyordum? Kaderimden sorumlu olduğumu. Her şeyin bana bağlı olduğunu. İnsan armudun pişip ağzına düşmesini bekleyemez; kendi hayatında da, insan ilişkilerinde de.
Hayatta böyle baş döndürücü anlar vardır, insan birdenbire her şeyi daha net görür; o ana dek bunu yapamayacak kadar korkak ya da zayıfken, o anda kendi gücünü, imkânlarını sezer ve bilir. Bunlar, hayatın değiştiği anlardır. Böyle bir şey habersiz gelir; tıpkı ölüm ya da din değiştirme gibi.