"Daren diye fısıldadım"
"Daren"
"Geri dönebileceğimi sanmıyorum"
Kollarımda cansız bir şekilde duran Lorduma baktım
"Tek başına boğulmayacaksın"
Diye fısıldadım ve gözlerimi sonsuzluğa kapattım.
"Üst üste gözlerini kırpıştıran mavilikler yoktu, neşeli kıkırdamalar yoktu, gelecek ihtimali ve bedellerin mükafatı da nihai sonucu da yoktu."
"Sadece yokluğu vardı. Bir asır boyunca korkunç bir ıstırapla sırtında taşıdığı yokluğu vardı."
Bana olan hisleri Ateş Lordu'nun parmaklarının arasında sıkıca tuttuğu kar tanesiydi, yüz yıl boyunca avucunun içinde saklamıştı eriyen kar tanesi parmaklarından akıyordu ama o yumruğunu amadığı için avucunda hala bir kar tanesi var sanıyordu. Kar tanesinin erdiğini anlamadın ama ateş olduğunu da mı unuttun?. Bana yaklaştığında, o bana baktığında, o benimle böyle konuş- tuğunda böyle hissediyordum. Eriyordum ama görmüyordu. Ve
Vårisim..." Adalia önümde hafifçe eğildi.
"Adalia..." Bana uzattığı giz şurubu olduğunu tahmin ettiğim kokteyli aldım. "Hava Vårisi olmak nasıl gidiyor?"
"Kurtulmak için sabırsızlanıyorum." Gözlerini yukarıya kaldırdı. "İçimde sudan başka bir şey hissetmek türlü yerlerimde kurbağa siğilleri çıkmış gibi hissettiriyor. Kesip atmak istiyorum."
Rahatsızlığını ifade etme şekli gülmeme neden oldu.
"Kazanırken keyfin yerindeydi."
"O kısmı epey eğlenceli." Dişlerini göstererek güldü.