Arap kültüründe, İslamiyet öncesi dönemde kız çocukları diri diri toprağa gömülürken, Orta Çağ Avrupa’sında ise kadına şeytanın kapısı, günahın kaynağı gibi sıfatlar yakıştırılıyordu. Kilise babaları olarak anılan din adamları, kadını eksik akıllı, erkeğin gölgesinde, hatta şeytana daha yakın bir varlık olarak tanımlamışlardı.
Oysa biz, şerefli Türk milleti olarak, daha M.Ö. 6. yüzyılda Tomris Hatun gibi bir kadın hükümdarı devletin başına geçirmiş bir milletiz. Saka (İskit) Türklerine mensup olan Tomris Hatun, sadece halkını yönetmekle kalmamış, dönemin en güçlü hükümdarlarından biri olan Pers Kralı Büyük Kiros’u savaşta yenerek tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.
Bu durum, kadına verilen değerin ve Türk toplum yapısının ne kadar ileri seviyede olduğunu açıkça göstermektedir. Türk kültüründe kadın, devletin ortağı, ailenin direği, toplumun onurudur. Bu anlayış, diğer çağdaş ırklardan bizi açıkça üstün ve müreffeh kılmıştır.
Biz Türkler, hiçbir milletle üstünlük bakımından eşit değiliz. Türk ırkı, her alanda medeniyetin, adaletin ve erdemin temsilcisi olmuştur. Bu bağlamda, Türk ırkçılığı, diğer milletleri aşağılamak için değil; Türk’ün kendi değerlerine sahip çıkması, ahlaki ve kültürel üstünlüğünü koruması için bir ülküdür.