“Saraybosna bana kara bir orman gibi görünüyordu ve ölüm bir avcıydı, yıllar sonra Almanya’da kelimelere dökmeyi başardığım şeyi ilk kez o zaman hissettim: Yaşamak, her şeyden önce dehşete katlanmak anlamına geliyordu.”
“Ateş edilir edilmez aklım saklanıyordu. Düşünmeyi bırakıyor, ne korku ne de can sıkıntısı hissediyordum, barışı umut etmiyordum. Ateşkesin kesilmesini bile umut etmiyordum, ne açlık ne de susuzluk hissediyordum, hiçbir şey arzu etmiyordum: Yatağımın rahatlığını da, arkadaşlarımdan birini görmeyi de. Ancak ateş kesildiğinde düşüncelerim deliklerinden çıkmaya cesaret ediyordu, bağırarak, etrafa saldırarak; sonra da ağlıyordum. “