gittiğin o gün, bu gün gibi aklımda halen. beni bir anda sudan çıkmış balığa döndürmen, ağlayamamanın verdiği o garip baş döndürücü, mide bulandırıcı his ile bir anda oluşan nefretim arasında gidip geldiğim o ilk birkaç saat halen bu gün gibi aklımda... sonrasıysa kocaman, müthiş bir boşluk... o boşlukta insanlar, hayat, zaman sanki koca bir uğultuyla geçip gidiyordu yanımdan. başımı yukarı kaldırıp baktığımda her insanın yüzü senin yüzündü. işte o zaman daha da çok özlüyordum seni ve sırf bu yüzden başımı hiç kaldır(a)mıyordum. sadece nefes alıp veriyordum, işe gidiyordum, işten geliyordum ve uyuyordum. hafta sonları sadece uyumak için bir fırsattı. uyumak ve unutmak için... herkesten ve her şeyden kopmuştum; vazgeçemediğim filmler, şarkıcılar, gruplar, konserler umrumda değildi, inanmazsın. arkamı dönmüştüm her şeye, herkese. hayat durmuştu sanki. sana dair hiçbir şey aklımdan çıkmazken; diğer her şeyi unutmuştum. ama en çok da kendimi unutmuştum ki en acısı da buydu....
aklımda sadece iki kelime dönüyordu çoğu zaman ve o iki kelime ** birbirine o kadar zıttı ki... yetmiyormuş gibi birbirleriyle kavga ediyorlardı bir de. hiç yenişemediler işin kötü tarafı. yıllarca beynimi yediler... zaman geçti, gitti ama onlar o kavgayı hiç bırakmadılar. yaşlandılar, o eski cengaverce ateşli dalaşmaları kalmadı ama inatçı iki ihtiyar gibi didiştiler hep. vızıltı şekinde beynimi sürekli kemirmeye devam ettiler ama onlara kulak asmamayı öğrendim zamanla. o zaman zarfında kendimden sıkıldığımda, başımı şöyle bir dışarı çıkartıp baktığım vakitler de oldu. ama aşka dair herhangi bir şey gördüğümde derhal geri kaçtım. aynı acıları yaşamaktan deliler gibi korktuğum için... sonra bir gün, rutin kaçışlarımın birinde ve hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim şekilde, doluya tutulmuş