Özellikle ülkemizde ve günümüzde şehirde gördüğümüz insanları iki ana kategoriye ayırmamız lazım. Bunlardan birincisi şehirde yaşayanlar bölümüdür ki bunların sayısı çok fazladır. İkincisi ise şehirlilerdir. Şehirde yaşayanlar o mekânda yaşamak için gerekli tüm işlevsel eylemleri icra ettikleri halde şehirle simgesel anlamda etkileşimde olmayı bilerek ya da bilmeyerek kabul etmemiş kimselerdir. Şehirli ise yaşamak için gerekli işlevsel eylemleri yapmakla beraber bunun ötesinde şehrin simgesel birikiminden yararlanmayı kabul etmiş hatta bunu arzulayan ve çok önemseyen insandır.
Bedensel hazları sınırlayan bir eğitim duygusal alanda farkındalığın artmasını sağlıyor. Birey bu farkındalık sayesinde çevresinde var olan ve onu duygusal açılımlara götüren birçok gizemi yahut ipucunu fark edebiliyor.
Zihin ve gönül dünyamızda medeniyet tasavvurumuz diri ve güçlü ise kendi sanatımızı tanır ve duygusal alanımızda o sanatla ilişki kurarak bir huzur ve zenginlik kazanırız. Çünkü insanın fiziksel varlığının birtakım nesnelere muhtaç olması gibi duygusal alanı da duygusal eser ve birikimlerle beslenmek ihtiyacındadır.