Kahveyle aram ciddi, kitaplarla uzun soluklu bir ilişkimiz var. Yolda, durakta, hayatta hep bir şeyler okurum. Fazla ciddiye almadan yazdıklarımı bloga da bırakıyorum: tatkitapyol.blogspot.com
Lefkoşa, dünyanın tel örgülerle bölünmüş tek başkenti. Böyle tarif edilince neredeyse iyi bir şeymiş gibi geliyordu kulağa; özel, hatta benzersiz bir yan, bir nevi yer çekimine kafa tutma hissi, tıpkı başaşağı çevrilmiş bir kum saatinin içinde göğe doğru hareket eden o tek kum tanesi gibi. Oysa gerçekte bir istisna değildi Lefkoşa, ayrılmış mekanlar ve ayrıştırılmış toplumlar listesinde yer alan çoktan tarihin karanlık kuyusuna atılmış ve henüz sırası gelmemiş bütün isimleri eklenmiş bir diğer isimdi sadece. Ama işte an itibari ile sıra dışıydı durumu. Avrupa’nın son bölünmüş şehri. Benim memleketim.

Can parçalarına bakıyor ve kendi hayatını düşünüyordu. Onun da hayatı, yaşadıklarının parçalarından, başına gelenlerin kalıntılarından oluşmuş gibi sanki. Bu parçalar, kuşkusuz, belli bir noktadan sonra biçimlenmeye başladılar